Dün akşam Elia Kazan pat diye “New York hakkında ne düşünüyorsun?” diye soruverince, hiç duraksamadan "İstanbul'a benziyor!" dedim. "Daha doğrusu, bir zamanların İstanbul'una benziyor." Bin bir değişik ırkın, kültürün, dinin harman olduğu, herkesin kendi inancı ve alışkanlıklarıyla bir arada yaşayıp gittiği New York, hiçbir ırkın birbirine üs- tünlük taslamadığı bir dünya kenti. Ve temelinde özgürlük duygusu var. Bir zamanlar İstanbul da böyle bir kentti. Eğer dar politikalar sonucu koca kenti bir cehenneme çevirmeseydik, bugün Türk, Rum, Ermeni, Süryani, Gürcü, Laz, Çerkez, Abaza, Beyaz Rus, Kürt, Arap, Boşnak, Arnavut ve Levanten kültürlerinin buluştuğu, muhteşem bir metropolde yaşıyor olacaktık. Beyoğlu, şimdiki gibi kasaba bıçkınlarının cirit attığı ucuz barlar mekanı olmayacak, dünyanın en ünlü ve en kozmopolit yemek ve eğlence merkezleri arasında anılacaktı. Kaba bir ırkçılık ve taşralılık dürtüsü uğruna, bu büyük dünya metropolünü harcayıverdik. Her boşluk dolar! Kısır politikacıların İstanbul'da yarattığı boşluğu da taşra dolduruverdi. Yoksa İstanbul'un, New York, Paris ve Londra'dan hiçbir eksiği yok. Tam tersine coğrafya ve tarih birikimi olarak üstünlükle re sahip. Ne yaparsın ki demokrasimiz yeteri kadar gelişmiş değil. Bunun bedelini de çok ağır ödüyoruz!

TAVİLOĞLU ÖRNEĞİ

Bu seferki New York seyahatimde tanık olduğum bir ilişki, demokratik özgürlüklerine kavuşmuş bir Türkiye'nin neler başarabileceğini göstermesi bakımından çok öğretici oldu. Bu dev kentin, yiyecek tüketiminde en başarılı şirketlerden birisi Mancia zinciri! New York'un belli başlı yörelerindeki lokanta ve büfeleri arı kovanı gibi kaynıyor. Bu zinciri yöneten Alexander, New York’taki yeni ve ünlü lokantaların sahibi. Türkiye'den atak ve zeki bir işadamı, New York'un en başarılı işletmelerinden biri olan Mancia'yla yıllar süren bir ilişkiye giriyor ve şimdi İstanbul'da Mancia - İstanbul açılmak üzere. Mudo mağazalarının sahibi olan Mustafa Taviloğlu, ağzında gümüş kaşıkla doğan, büyük servetlere konan birisi değil. Babasından sadece dürüstlük ve inanç dersleri alarak büyümüş; Fitaş pasajında açtığı dört metrekarelik dükkandan bir mağazalar zinciri kurmayı başarmış ve şimdi de New York'un Mancia'sını Türkiye'ye taşıyor. Amacı, New York'taki Mancia lokantalarının tabelasına, bir de İstanbul adını ekleyebilmek. Mancia'nın sahipleri Taviloğlu'nun enerjisine ve zekasına hayranlık duyuyorlar. Durup dururken İstanbul gibi gündemde olmayan bir kente uzanmaları bu ilişki yüzünden!

***

Türkiye, insanıyla, doğasıyla, birikimiyle, kültürüyle, kozmopolit yapısıyla dinamik, zengin, harika bir ülke! Taşralılık, kapalılık, dar görüşlülük bize yakışmıyor! Tek başına bir New York devini ikna eden Taviloğlu gibi birçok örnek ortada! Keşke bu güzel ülke, çok kültürlülüğü, demokratik ortamı, insan haklarına saygıyı kabul eden yönetimlere kavuşabilseydi! Öğrencisinden esnafına, politikacısından gazetecisine, sporcusundan bürokratına, köylüsüne kadar herkes daha rahat edecek, daha zengin olacak ve yaşamın tadını çıkarabilecekti. Böyle anlamsız kan davaları içinde didişip durmamızın temelinde, demokrasi eksikliği yatıyor! New York'u New York yapan ise kimsenin yaşamına müdahale edilmemesi ve herkesin dilediği gibi yaşayabilme, kendini ifade edebilme özgürlüğüne sahip olması!