Ankara’daki memur yürüyüşüne polisin coplarla saldırması Türkiye’de büyük bir şaşkınlık yarattı: Köşe yazarı arkadaşlar,”Türk polisi bu işi nasıl yapar? Masum insanların üstüne nasıl saldırır? Genç kızlara nasıl tokat atar?” sorularıyla, içine düştükleri büyük şaşkınlığı belirtiyorlar. İşte ben de buna şaşıyorum. Ankara polisinin davranışı şaşırtmadı beni de buna şaşanlar şaşırttı. Bir de İstanbul polisinin davranışına şaşırdım. İstanbul’da memurlar yürüyordu. Polis de iki yanlarında sanki onları dış saldırılardan korumak istercesine sessizce eşlik ediyordu. Böylece her şey çözümlendi ve yürüyüş hiçbir olay çıkmadan bitti. Ankara’daki emniyet müdürü, İstanbul’daki meslektaşının basiretini gösteremediği için elinde megafonla memurlara “Erkeksen delikanlı gibi öne çık, öyle bağır!” diye meydan okudu ve saldırı emrini verdi. Yasa aynı yasa! Hükümet aynı hükümet! Bakan aynı bakan! Ankara’da ve İstanbul’da olayların ayrı sonuçlanması ise yönetici faktörüne bağlı.
İçişleri Bakanı, Ankara polisinin öfkesini PKK terörünün stresine bağlıyor ve “Tokatlama işinde biraz ileri gitmişler” diyor. Yani tokatlama işi olağan da, aşırı gitmek kötü. Bir bakan, memuru hakkında böyle konuştuğu zaman, polisin davranışına şaşılmaz.
Milli Savunma Bakanı ise, çocuklarını savaşa göndermiş ve her an kara haberini bekleyen ailelerin ve evladını Güneydoğu Anadolu’da kör kurşunlara şehit vermiş bağrı yanık ana babaların yüreğine su serpiyor doğrusu: Aileler, çocuklarının şehit olmasına üzülmüyorlarmış. Sadece ayrı kalmak onları üzüyormuş. Nitekim kendi oğlu da yurt dışında olduğu için kapısı iki gözü iki çeşme ağlayıp durmaktaymış. Kısacası kendi ailesi de aynı durumdaymış. Yavrularını savaşa göndermiş ve içi titreyerek haberleri dinleyen, iki gözü iki çeşme dolaşan ana babalara bundan büyük hareket olur mu? Bunu söylemenin yakışık almayacağını hesap edemeyen bir kişiye Türkiye’nin milli savunması nasıl emanet edilir? Hiç olmazsa susun be adamlar! Susmayı öğrenin!
Başbakan ise Ankara’da meydan dayağı yemiş memuruna sahip çıkacağı yerde “Şefkat, hukuk devleti, amma gene de yasalar…” falan diye geçiştirme cümleleri kuruyor. Oysa Türkiye’nin beklediği cümleler şunlar:” Çok üzüldüm.Türkiye Cumhuriyeti’nde hiçbir yurttaşımıza dayak atılamaz. Hemen soruşturma başlatılması talimatını verdim. Sorumlular cezalandırılacaklardır.” Dikkat edin: Ne Başbakan söylüyor bunları ne de İçişleri Bakanı. Çünkü böyle konuşulursa polisin maneviyatı bozulurmuş. Bu ne biçim memlekettir ki her zaman dayak yiyenlerin değil de dayak atanların morali bozulur?
