Ölümün çeşitleri vardır:
Doğal ölüm, kaza sonucu ölüm, genç ölüm, yaşlı ölüm...

Bir Anadolu türküsünde genç ölümlere ve kaza ölümlerine çok yakıcı bir isim verilmiştir:
- Vadesiz ölümler.

Ve türkü "vadesiz ölümler zor geldi bana" diye devam eder.

***
Anadolu insanı vadesiz ölümleri çok görmüştür.
Savaşlarda, trafik kazalarında, doğal afetlerde, salgınlarda vadeli, vadesiz ölür gider insanlar...

Son haftalarda da beyaz ölümler ve kara ölümler yaşadık.
Doğudaki insanlarımız çığ altında kalarak, bir anda buzdan heykellere dönüştüler.

Çığ beklenmeyen bir şeydi.
Çünkü Doğu Anadolu'nun gün görmüş köylülerinin, çığ düşme tehlikesi olan yere köy kurmaları mümkün değildi.
Köylerinde kuşaklar boyunca güvenlik içinde oturmuşlar ve dedelerinden hiç böyle çığ hikayeleri dinlememişlerdi.

Yüzyıllardır altında yaşadıkları damlarında birdenbire patlayıveren çığın sebebi neydi?
Son yıllardaki bombalamalar sonucu engebelerin, dağların, eğimlerin değişmiş olması mı?
Güvenlik nedeniyle ormanların kesilmiş olması mı?
Buzdan heykeller bu soruların cevabını aramıyor artık.

***
Türkiye tam beyaz ölümlerin yasını tutarken bu kez başka bir haberle sarsıldı.
Kara ölüm, Zonguldak'ta maden ocaklarında vurmuştu.
Her maden faciasında olduğu gibi yeraltında cehenneme gömülen işçiler, dışarda bekleyen gözü yaşlı aileler, basında manşetler, yardım kampanyaları...
Ve sonra sessizlik!
Unutma ve boşverme!
Taa ki yeni bir patlama olana kadar.

***
SABAH'ın manşetinde, haykıran puntolarla tekrar edilen talep doğrudur.
Bu ocaklar kapatılsın!
Uygar bir ülke, her yıl yüzlerce insanın hayatı pahasına bu ocakları işletemez.
"Canım, birkaç gün geçer, unutulur. Ben hesabıma bakarım" diye para hesabı yapamaz.
Kaldı ki ayrıntılarıyla açıklandığı gibi hesap bakımından da ocakları kapatmak gerekir.

***
Ocakların kapatılmasına karşı bazı sesler yükselmekte: Akılcılık, hesap, kitap, ekonomi falan filan...
Hiçbir onurlu ülke, insan kanı üzerine kurulu bir hesap yapamaz.

Madenlerin kapatılmamasını savunanlara bir önerim var:
Madem ki ülke menfaatleri için insanların özveride bulunmasını savunuyorlar, kendileri bir haftacık da olsa bu ocaklara girerler mi?
Ya da oğullarını yollarlar mı?
Hiç kimsenin kuşkusu olmasın. Bu ocaklar kapatılmadığı sürece kazalar devam edecektir.

1992 yılında da, 1993 yılında da, daha sonraki yıllarda da grizu patlamaları olacak, yeraltında yüzlerce insan diri gömülecek, Zonguldak'tan yükselen feryatlar Türkiye'yi sarsacaktır.

Bundan sonra olacak kazaların sorumluluğu ocakların kapatılmasına karşı çıkanlarındır.