Türkiye'de en tehlikeli şey "gerçektir. Gerçek'ten korkulur.
Gerçek, binbir ayrıntı, yalan dolan ve hurafeyle boğulur, örtülür ve saklanır.
Kuytu köşeler, gün ışığı vurmayan loş çürümüşlükler, gerçek aleyhinde kumpas kurmanın, gerçeği tam tersine çevirmenin gözde mekanlarıdır.
Yıllardır Türk filmciliğiyle ilgili tartışmalar yapılıyor. Basında, televizyonda yakınmalar gırla...
Ankara'ya yürümeler, devletten yardım istemeler, ağlamalar, devletin şemsiyesi altına sığınma talepleri.
Gerekçe de hep aynı:
Türk filmciliği can çekişiyor. Türk filmleri salon bulamıyor. Amerikan filmleri bütün salonları işgal etmiş. Türk filmlerine iki gün bile oynama imkanı vermiyorlar.
Amerikan filmlerinin tanıtımı da daha iyi yapılıyor.
Türk filmleri sesini duyuramıyor.
Bu yakınmalar kamuoyuna ulaştırıldıktan sonra da istekler başlıyor:
Devlet bizi koruma altına alsın.
Yabancı filmlerden alınan vergiler ağırlaştırılsın.
Sinema salonlarına belli oranlarda Türk filmi oynatma zorunluğu getirilsin.
Bir kere yanlış'ı gerçek diye kabul ettikten sonra, çözümler de yanlışa gidiyor.
Türk filmlerinin ilgi görmediği, salon bulamadığı doğru mu?
Değil.
Bütün dünyada olduğu gibi bazı filmler seyirci topluyor, bazıları da toplamıyor!
Son birkaç yıla göz atalım.
Haftalarca gösterilen ve yüzbinlerce seyirci toplayan Uçurtmayı Vurmasınlar Türk filmi değil mi?
Hasılat rekoru kıran Arabesk Amerikan filmi mi?
Mecbur kaldığım için belirtmek zorundayım: İstanbul'un çeşitli sinemalarında 10 hafta kapalı gişe oynayan ve gene yüzbinlerce seyirciyle buluşan SİS Türk filmi değil mi?
Bu üç film, Türkiye'de gösterilen birçok Amerikan filminden daha büyük gişe yapmıştır.
Daha az olsa bile, gene de önemli seyirci toplayan Camdan Kalp ve Gizli Yüz Türk filmleri değil mi?
Demek ki gerçek, bazı Türk filmlerinin seyirciye ulaştığı, bazılarının da ulaşamadığını saptamak. Ve bunun nedenlerini aramak. (Bir yönetmenin bütün filmleri aynı başarıyı göstermeyebilir. Önümüzdeki yıllarda da başka yönetmenlerin filmleri seyirciyle buluşabilir. Bu örneklerden amacım bazı kişileri övmek ya da yermek değil, Türk filmlerinin seyirciyle buluşabildiğini kanıtlamak.)
Bütün Türk filmlerinin salon bulamadığını öne sürmek, işe yanlış yerden başlamaktır.
Ayrıca bir yandan Demirel hükümetinin gümrük duvarlarını yükseltmesine kızıp, bir yandan da Türk filmini korumak için önlem istemenin hiç bir tutarlılığı yoktur.
Elbette ki sinemacı, salonunda istediği filmi gösterecek.
Elbette ki dünya sinemasıyla yarışa gireceksiniz.
Seyirci istediği filmi izlemekte özgür olacak ama siz o yarışı kazanmak ve seyirciyi sinema salonuna çekmek için çırpınacaksınız.
Sinema bir kitle sanatı olduğuna göre, kitleyi göz önünde bulunduracaksınız.
Ayrıca çok pahalı bir sanat olduğu için yapımcı da kazandığı parayı geri alma hesabı yapacak.
Ama eğer TRT gibi bir kuruluşa dayanıyorsanız ve dünyaya satılamayacak, sadece Türk insanlarına gösterilecek dizilere 5 milyon dolar harcama lüksüne sahipseniz istediğinizi yapabilirsiniz.
