Ortalama Türk” kimdir? Muhafazakâr olmak ne demektir? Bu koşullarda kime muhafazakâr denmeli? Kutuplaşma nasıl ortaya çıktı? Ve… Türkiye’nin geleceği nasıl olacak?

Yıllardan beri üniversitelere, derneklere gider konuşmalar yaparım. Ülkenin içinde bulunduğu döneme göre bu toplantıların havası değişir. Bazen daha neşeli, daha sanat ağırlıklı olur. Bazen de ağır bir siyasi gündem, diğer konulara vakit bırakmaz. Perşembe akşamı Ankara ODTÜ Mezunları Derneği’nin Vişnelik’teki salonunda, siyasetin ağır bastığı bir akşam yaşadık. Yalnız benim konuşmalarım değil, gelen sorular da -müzikten ve romandan söz eden bir iki kişi hariç- siyasi ağırlıklıydı. Bu toplantıda edindiğim izlenimleri sizlerle paylaşmak istiyorum.

Toplantıya egemen olan havayı tek kelimeyle özetlemem gerekirse, bu kelimeyi “kaygı” olarak seçerdim. Herkes kaygılı. Havaalanlarında, sokakta, lokantada, üniversitede, gazetede, imza günlerinde rastladığım insanlar gibi kaygılı. Boynuma sarılıp ağlayan rektör hanımı ya da öğrenci gibi, duygu patlaması içinde. Sanki fırtınaya tutulmuş bir gemideyiz ve herkesin başı dönüyor.

Bu insanlar, Türkiye’dir. Bizim gibi “elit ve zengin” olmayan, ay başını zor getiren ailelerde yetişen milyonlarca insan, yani “ortalama Türk”tür. İyisi ve kötüsüyle, bu insanlardan oluşan bir toplumda yaşar giderken, bu kitleye ve düzene bir itiraz geldi. Nereden yükseldi bu itiraz? Varoşlardan! Kentlere gelip kaçak mahalleler inşa ederek büyüyen, arabesk müziği yaygınlaştıran, kurban bayramlarını deve, manda keserek kan şölenine çeviren, bu ülkenin yüzyıllardır kökleşmiş kent ve kasaba yaşamıyla ilgisi olmayan yeni bir göçmen kitlesi siyasi, kültürel, ekonomik ve sosyal bir başkaldırı gerçekleştirdi. “Artık sizin değil, bizim borumuz ötecek!” dedi. “Belediyeleri ve iktidarı ele geçirip, çok para kazanacağız!” dedi. “Bu ülkeye yeni adetler getireceğiz” dedi.

Dolayısıyla bugünün Türkiye’sinde muhafazakârlık kavramı, eski Türkiye’yi korumak isteyenlere daha çok yakışıyor. Çünkü yeni gelenler “Ben de isterem!” türküsünde veciz ifadesini bulan bir değişim, bir altüst oluş peşinde. Bu değişime dini kılıflar uydurulduğu için de Türkiye suni olarak laik, anti-laik kutuplaşması yaşıyor. Aslında mesele din falan değil; tamamen dünyevi hırslara dayalı bir yükselme, ülkenin kaynaklarını ele geçirme kavgası.

Ankara’da başka ilginç konulara da değindik ama bugün, bunlar için yerim kalmadı. İleride devam ederim.