Almanya'daki ünlü Türk mahallelerinden birindeyiz. Sokağın iki tarafı Türk manavı, Türk kasabı ve Türk bakkallarıyla dolu.
Bir bakkal dükkanının önünde küçük bir çocuk ay-yıldızlı vitrinin önünde duruyor. Bu arada iki Alman vitrinin önüne gelip beyaz peynirlere, sucuklara ve diğer Türk yiyeceklerine bakıyor. Bir süre konuştuktan sonra içeri girmek üzere dükkan kapısına yöneliyorlar. O sırada çocuk içeri bağırıyor: "Buba, buba turistler geldi."
Yukarıdaki hikaye komik bir fıkra olarak anlatılmadı. Almanya'da gerçek bu. Otuz yıldır Almanya'ya yerleşmiş bulunan milyonlarca Türk, oralara kök saldı. Orada doğmuş olan çocuklar Alman okullarında okudular. Almancayı Türkçeden daha iyi konuşur hale geldiler. Bu insanların kitle halinde Almanya'yı terketmeleri imkansız. Orada oturacaklar, orada para kazanacaklar ve orada ölecekler.
Son yıllarda artış gösteren Nazi saldırılarını bu gerçeğin ışığında değerlendirmek gerekiyor.
Öfkenin baldan tatlı olduğu doğrudur. Üç insanımızın hunharca katledilmesi karşısında yüreklerimiz acıyla, isyanla ve kızgınlıkla dolu. En kolay çözüm sövüp saymak ve oradaki gençlerimizin çeteler kurarak misillemeler yapması ve "Alman domuzuna bir ders vermesi"ni savunmak.
Ne var ki Türkiye'de böyle yazılar yazan meslektaşlarımızın sırtında yumurta küfesi yok, Almanya'daki yurttaşlarımızın var. Türkiye'de güvence içinde yaşarken misilleme ve intikam duyguları abartılabilir. Eğer Köln de oturan bir baba olarak iki çocuğunuzu her gün Alman okuluna gönderiyorsanız, metrolara binip Almanlar arasında yolculuk yapıyorlarsa içiniz titrer, başınızı iki elinizin arasına alıp bu kan ve dehşet tırmanışının nerede duracağını düşünürsünüz.
Almanya'daki iki milyon insanımız güç durumdadır. Avrupa halklarını yıllarca cehennemde yaşatan Faşizm ve Nazizm şimdi bizi vuruyor. İkinci Dünya Savaşı'nda atlattığımız tehlike şimdi gündemimizde. Güç durumdaki kardeşlerimizi sakinleştirmenin ve kendilerini yok edecek bir ateş çemberine atılmalarını önlemenin yolu, Türk devletinin çok aktif davranmasından geçiyor.
Almanya en sert biçimde uyarılmalıdır. Çeşitli dünya başkentlerine heyetler yollanmalı ve Almanya'daki faşist gelişme karşısında kampanya yapılmalıdır.
Dünyadaki saygın basın ve yayın organları mektup yağmuruna tutulmalıdır. Almanya'ya parlamento heyetleri gönderilmelidir.
Türkiye'de ticari çıkarları bulunan ülkeler devlet başkanı düzeyinde uyarılmalıdır.
Ancak, Türkiye'nin böylesine büyük bir atağı, Almanya'daki yurttaşlarımıza yalnız olmadıklarını hatırlatacak ve bir umut içinde sakinleşmelerini sağlayacaktır.
Sorumlu bir devlete düşen görev budur.
