Doğan Güreş de özür dilemeli, Tansu Çiller de, Mesut Yılmaz ve diğer politikacılar da! Yıllardan beri kanayan yaramız Güneydoğu konusunda kimseyi dinlemeden, ülkenin bütün kaynaklarını seferber edip, gencecik çocuklarımızı sarp dağlara, ölüme gönderenlerin hepsi özür dilemeli! Bu konuda üniversiteleri, bilim çevrelerini, politik bilim uzmanlarını, stratejistleri, düşünürleri hiç dinlemeden, "Siz karışmayın! Biz 15 günde işlerini bitiririz!" diye güvence vererek, on binlerce vatan evladını göz göre göre ölüme gönderenlerin hepsi özür dilemeli! Politik başarı hesaplarını genç ölülerimizin kanı üzerine kuran, kendi çocuklarını kollarken fakir fukaranın çocuğunu Güneydoğu dağlarına sürüp, güç ve kararlılık gösterisi yapmaya çalışan başbakanlar diz çöküp özür dilemeli! "Onlarda militan bolsa, bizde asker daha bol! Öldür öldür bitmez!" mantığıyla pırıl pırıl gençlerimizi mezara gönderenler özür dilemeli! Kısacası bu işi on senedir yüzüne gözüne bulaştıran, "Bırakın köklerini kazıyalım!" dediği halde bu işi beceremeyen, başka alternatiflere de kulaklarını tıkayan her sorumlu özür dilemeli!

ATEŞ DÜŞTÜĞÜ YERİ YAKAR

Şehitlerimizin cenaze törenlerini televizyonda izlerken yüreğim dağlandı. Kendinden geçmiş bir ana, oğlunun ölümüne inanamadan "Biz de şehit anası olduk!" diye inliyordu. Çocukluklarından beri ayrılmamış olan iki arkadaş, ölüm yolculuğuna da birlikte çıkmışlardı. Oğlunun cenazesi başında bile "Bu işin çözümü kardeşliktir!" diyebilen babanın bilgeliği, müthiş bir insanlık örneği sergiliyordu. Bizlere seslenip "Bu işi de halletsinler bakalım!" diye sitemler eden bağrı yanık yurttaşımızın duyduğu acıyı etinizde kemiğinizde hissediyordunuz. Demirel'e "Bu iş Ankara'da oturmakla olmuyor! Bitirin artık!" diye isyan eden asker emeklisi, milletin duygularına tercüman oluyordu.

VADESİZ ÖLÜMLER

Bütün ölümler acıdır ama "vadesiz ölümler" daha da acıdır. Aslan gibi bir evlat yitirmek, bu dünyadaki hiçbir acıyla kıyaslanamaz. Bizim de içimiz şehit aileleriyle birlikte acı, öfke ve isyan dolu! Diyoruz ki: Bu olayları çözümlemek için neden diplomasi kullanmadınız? Neden sadece Anadolu çocuklarının kanıyla kazanılacak zafer hesapları kurdunuz? Mutlaka gerekli olan askeri operasyonların yanı sıra neden, Suriye, Irak, İran üzerinde daha etkili bir baskı oluşturmadınız? Uluslararası ilişkileri ve Türkiye'nin pazarlık gücünü kullanarak, dünya çapında bir lobi yaratamaz mıydınız? Amerikan Kongresi'ni bu konuda etkileyemez miydiniz? Boşu boşuna savrulan paralarla Güneydoğu'da bazı uyanıklara teşvik verip, Antalya'da tatil köyü yapmalarını sağlayacak yerde, Güneydoğu bölgemizde daha etkili bir kalkınma sağlayamaz mıydınız? Böylece, dağa çıkan işsiz gençleri, birer iş güç sahibi yapamaz mıydınız? Sizlere, "Dünya tarihinde bir düzenli ordunun gerilla savaşında başarılı olduğu görülmemiştir. Osmanlı ordusu bile Çakırcalı çetesini 30 yıl yenemedi!" diye uyardığımız halde, neden "Siz bizim işimize karışmayın!" dediniz? İspanya'da yaşayan Basklar ETA terör örgütünü kurarken, Fransa'dakiler neden sakin; İspanya'daki isyanda Franco rejiminin baskıları, Fransa'daki huzurda da demokratik yurttaşlık haklarının kullanılması yok mudur diye sorduğumuzda neden kulaklarınızı tıkadınız?

***

Ayrıca, sizleri bizden fazla yurtsever yapan şey nedir? Neden dolayı bu ülkeyi bizden daha fazla sevdiğiniz ve hatta bize karşı korumanız gerektiği hissine kapılıyorsunuz? Türkiye, bizim dedelerimizin kanlarıyla kurulmadı mı? Bizim ailelerimiz bu ülkeye yıllarca hizmet etmedi mi? Bu topraklar bizim ana yurdumuz değil mi? Türkiye'nin bölünmesine, teröre, şiddete karşı olduğumuzu açıkça belirtmemize rağmen, bizden şüphelenmek hakkını size kim veriyor?

***

Hiçbir sorun sadece askeri yöntemlerle çözülmez! Her devletin "Osmanlı siyaseti, İngiliz siyaseti" diye adlandırılan siyasi manevraları vardır. Ankara'daki beceriksiz politikacılar yıllardır Güneydoğu sorununu yüzlerine gözlerine bulaştırdılar, işi sadece Türk Silahlı Kuvvetleri'ne havale ettiler ve ne yazık ki bölgenin en büyük gücü olan Türk ordusunu çok güç bir duruma düşürdüler. Bin kere özür dileseler yetmez! Çünkü, güle oynaya askere gidip de çam tabutlar içinde geri gelen cihan parçası çocuklarımızın acısını ve anaların yüreklerini kavuran yangını artık dindiremezler. Bari akıllarını başlarına toplayıp, sorumlu devlet adamları gibi davransalar da bundan sonraki ölümleri azaltsalar! Türkiye'yi böldürtmemek, sadece çocuklarımızı öldürtmekten geçmiyor.

ENVER PAŞA

Enver Paşa, çok yanlış bir kararla 90 bin askerimizin Sarıkamış Dağları'nda daha savaşamadan donmasına sebep olmuştu. Çünkü hiçbir uyarıya kulak asmamış, bildiğini okumuştu. Çünkü Atatürk gibi zeki bir stratejist değil, dar ufuklu bir siyasetçiydi. Hatırlatmakta yarar görüyorum.