BARCELONA- İspanya’daki radyo konuşmasının sonunda herkese, ülkeleri tanımak için biraz daha gayret göstermeleri gerektiğini söyledim. Klişeler içinde boğulup gidersek birbirimizi tanımamıza ya da toplumlar hakkında sağlam bir bilgiye kavuşmamıza imkan yoktu. Örneğin, bütün dünyada İspanya hakkında da ön yargılar vardı. İspanya denilince ilk akla gelen şey boğa güreşleri, flamenko dansları ve kadınlar uğruna kavga eden, birbirini bıçaklayan ihtiraslı insanlar olabilirdi. Oysa biz bunun derinine gidiyor ve İspanyol toplumunun bunlardan ibaret olmadığını biliyorduk. Bize ispanyol ruhunu anlatan Cervantes’i, Garcia Lorca’yı, Alberti’yi, Machado’yu, Dali’yi, Picasso’yu, Bunuel’i, Gasset’i, Miro’yu tanıyorduk. İspanya onlarla birlikte bütünleniyordu. Türkiye’yi de biraz tanımalarında yarar vardı.
Bu sözleri söyledim ama bir yandan düşündüm: Suçu tamamen yabancılara yüklemek mümkün mü? Sanatçısını itip kakan, bütün yazarlarını hapistem ve işkenceden geçiren, hala Nazım Hikmet’i yasaklamakla övünen ve üçüncü bin yıla girerken 16. yüzyılda yaşamış şairlerine düşman olan bir sistem kendisini nasıl tanıtabilir?
İspanyollar Franco döneminde müthiş bir baskı altında inlemişler. En önemli sanatçıları sürgünde yaşamış. La Paloma adını taşıyan ve dünyadaki en tuhaf müzik hollerden birisi olan barok salonu dans edenleri göstererek anlattılar: Franco döneminde La Paloma’da ve diğer salonlarda, ellerinde uzun sopalar taşıyan görevliler beklermiş. Eğer bir çift birbirine fazla sarılırsa sopayla ayırırlarmış hemen. Sokakta erkek çocukların ellerini pantolon ceplerine sokmaları ve öyle gezmeleri yasakmış. “Gülmeyen bir toplumduk” diye anlatıyorlar. “Her yere korku egemendi.” Oysa şimdi, 1975’ten beri tadını çıkardıkları bir özgürlüğün meyvalarını topluyorlar. ETA terörüne rağmen bu yıl beklenen turist sayısı 60 milyon. İspanya’nın 30 milyonluk nüfusunu göz önüne alırsanız, bu nüfusun iki katı turist demek oluyor ki bu hesapla bizim her yıl 120 milyon turist ağırlamamız gerekiyor.
Türkiye’nin yıllardan beri ne deve kuş, daha doğrusu zaman zaman deve zaman zaman kuş olan sistemi, bir alacakaranlık düzeni olarak sürüp gidiyor. Ne tam diktatörlük, ne tam demokrasi. Türkiye bunu ne zaman aşacak? Ne zaman Batı demokrasileri gibi dengeli bir temsil sistemine kavuşacak acaba? İspanya bunu Bask ve ETA sorununa, çeşitli diller ve bölgelere ayrılmış olmasına rağmen başarıyor.
