Geçenlerde otomobille Ege’yi boydan boya katettik. Bursa, Altınoluk, Dikili, Çeşme, Bodrum, İzmir konserleri dolayısıyla Ege yollarında cirit attık. Yollardaki en büyük sıkıntımız ne oldu biliyor musunuz: Zeytinyağlı yemek bulabilmek. Ege’nin kendine özgü lezzetleri otlar, sebzeler, deniz balıkları uçup gitmiş. Bir tencere yemeğine de rastlanmıyor. Yollarda yüzlerce lokanta ızgaradan başka bir şey yapmıyor: Et ızgara ya da çiftlik balığı ızgara. Ege’nin yemek kültürü büyük ölçüde bitmiş. İzmir’de de durum böyle. Kordon boyunda bildiğimiz usulde yemek yapan bir yer aradık. Yok! “Izgaramız var” diyorlar. Varsa yoksa ızgara. Bir hayvanı öldürüp, etini ateşe tutarak yemek herhalde insanoğlunun çiğ etten sonraki en ilkel alışkanlığı olmalı. İşte şimdi meşhur Türk mutfağı bundan ibaret. Birçok yerde Türk kahvesi de bulamıyorsunuz. “Nescafe var” diyorlar. Hatta dükkânı bir süreliğine kapayan Anadolu berberinin camlı kapıya “Nescafedeyim” diye yazı astığı söyleniyor. Çayı, çiçekli plastik fincanda değil de ince belli cam bardakta içebilmek için epeyce mücadele vermeniz gerekiyor. Bu mücadeleden sonra da “sallama” çaya razı olmanız… İstanbul ve Türkbükü lokantaları ise yabancı isimli kötü yemekler yapıp, adam başı 100 milyon hesapla kazıklama peşinde.

Aslında geleneksel yemeklerimizi bulup, bol köpüklü Türk kahvesi içebileceğiniz yerler yok değil. Beyaz fincanda bir kahve geliyor önünüze, yanında bir lokum ve bir bardak su. Lokantalarda ise karnıyarıktan yaprak sarmaya, imam bayıldıdan hünkar beğendiye kadar her şeyi bulmanız mümkün. Hem de çok ucuza, lezzetli ve temiz yemek yiyerek. Bu lokanta ve kahvehanelerin nerede olduğunu soruyorsanız hemen söyleyeyim: Yunanistan’da. Eski Türkiye, un kurabiyesinden rakı mezesine kadar her türlü zenginliğiyle Yunanistan’da yaşatılıyor. Biz nedense başka bir şey oluyoruz. Ve ne yazık ki daha iyi bir şey olmuyoruz. Oysa on gün önce konser dolayısıyla gittiğim Antakya’nın Harbiye ilçesinde belki de dünyanın en lezzetli yerel yemeklerini sundular bize. Mardin’de de müthiş bir mutfakla karşılaşmıştık. Bu yüzden Ege’de yemek kültürünün yok oluşu üstünkörü bir biçimde, “doğu batıya egemen oldu” kolaycılığıyla açıklanamaz. Sorun daha karmaşık. Oktay Akbal “önce ekmekler bozuldu” diyordu. Galiba yemekler ekmekten de önce bozuluyor. Tabii müzikle beraber.