Tansu Çiller’in zengin bir hanım olduğu dünya basınına yansıyan bir gerçek.Acaba Tansu Çiller şirketlerinden birinin başına Mehmet Gazioğlu’nu geçirir miydi? Özer Çiller’le birlikte kafa kafaya verip “Seven-Eleven” zincirinin ya da Amerika’daki yatırımlarının başına böyle bir genel müdür atarlar mıydı? Hiç sanmıyorum. Eğer söz konusu olan kendi özel işletmeleriyse, bunu en iyi yapacak, en becerikli ve en deneyimli profesyoneli bulurlardı. Bundan bir tek sonuç çıkıyor: Demek ki Türkiye Cumhuriyeti’nin güvenliğinden sorumlu olan İçişleri Bakanlığı, herhangi bir şirket yönetimi kadar önemli değil. Parti dengeleri yüzünden Türkiye Cumhuriyeti’nin yönetimi gelişigüzel seçilen kişilere bırakılabilir.

Soruyu genişletelim: Türkiye’deki büyük holdingler, ülkeyi yöneten kabineden kaç tane yönetici seçer de şirketlerinin başına geçirirdi dersiniz? Kaç bakan Koç, Sabancı, Eczacıbaşı, Enka, Alarko gibi kuruluşların operasyonlarını yönlendirebilirdi? Demek ki Türkiye, bir şirket kadar ciddi ve tutarlı bir biçimde yönetilmiyor.

Bu genellemeyi bozan ve yeteneğiyle göz dolduran bakanlar da var elbette. Bunların başında Fikri Sağlar geliyor. Bakanlığının alanı olan kültürde öyle köklü düzenlemeler yaptı ve öylesine enerjik davrandı ki ileride Fikri Sağlar döneminin büyük bir övgüyle anılacağından kuşkunuz olmasın. Bu dönemde, Karun Hazinesi’ni Türkiye’ye kazandırmak gibi büyük zaferlerin yanı sıra, kültür alanında çok önemli adımlar atıldı. Pazar akşamı AKM salonunda, yeni kurulan modern folk topluluğunun konserini izlerken daha iyi anladım bunu. Türkiye’nin önde gelen müzisyenlerinden oluşan bu topluluk, Anadolu halk müziğinden ve bazen de Osmanlı klasiklerinden süzüp getirdikleri özü, Batı armonileri içinde sunarken salondaki heyecan dalgasına katılmamak olanaksızdı. Belki de ilk kez devlet kendi bünyesinde kurulan bir topluluğa, geleneksel müzikle çağdaş armoniler arasında bir sentez kurma olanağını tanıyordu. Konseri izlerken geçmiş yılları düşündüm. Yıllar önce bu anlayışı benimsediğimiz için kırk katır ya da kırk satır seçmemiz istenmişti bizden. TRT, 70’lerin sonunda beni yasaklarken “Türk halk çalgılarını Batı sazları eşliğinde icra ettiğim” gerekçesini kullanıyordu. Bugün aynı gerekçe, devletin kurduğu bir orkestranın temel varlık nedeni. İnanıyorum ki bu topluluk hem dünyada hem Türkiye’de büyük ses getirecek. Ve bu sesi hep birlikte Fikri Sağlar’ın cesaretine, anlayışına ve geleceğin Türkiye’siyle ilgili kurduğu güzel düşlere borçlu olacağız.