Eğer kategorik bakarsanız, başlıktaki kavramların birbiriyle hiçbir ilişkisi olmadığı sonucuna varırsınız. Öyle ya; Batılı bir bilim adamı, bir Türk bankası ve Nazım Hikmet’in oyunundan yapılan bir film arasında ne gibi bir ilişki kurulabilir? Oysa, bölmeli düşünmeyi bırakıp da her şeyi bir bütün içinde görsek, kolayca anlayacağız ki üç kavram da birbiriyle sıkı sıkıya ilintili. Nasıl mı?
Türk Henkel yöneticisi Can Paker’in gayretleriyle Paul Kennedy, Türkiye’ye geldi ve kendisiyle Cumartesi günü bir akşam yemeğinde buluştuk. Profesör Kennedy, Amerikan ve İngiliz dünyasının verileriyle dolu olmasına rağmen Türkiye ile de ilgileniyor ve ülkemizin, Meksika, Hindistan, Endonezya gibi ülkelerle birlikte dünyayı etkileyecek önemde olduğuna inanıyor. Eğer Türkiye teknolojik gelişme hızı ile nüfus artışını dengeleyebilirse, dönüştürücü bir rol oynayacak. Paul Kennedy gibi Anglosakson gelenekli bir bilim adamının Türkiye’yi böylesine önemsemesi ilginç. Aynı önem Alvin ve Heidi Toffler’in yeni yayınlanan kitaplarında da kendini gösteriyor. Birkaç ay önce İstanbul’da konuğumuz olan Alvin Toffler dostumuz, kitabın birçok yerinde Türkiye’ye değinmiş.
Ziraat Bankası ise kendi kendisini denetletiyor ve devlet kadar güvenilirliği olduğunu kanıtlıyor. Moody’s tarafından yapılan değerlendirmede “Baa3″ve “Prime3” puanlarına ulaşıyor. Bir süre önce uçakta karşılaştığım Coşkun Ulusoy, Orta Asya Türk Cumhuriyetleri’nden döndüğünü söylüyor ve orada bir banka açılışı daha yaptıklarını müjdeliyordu. Bugün Ziraat Bankası’nın Amerika, Fransa, İngiltere ve Almanya’daki şubelerine ek olarak Asya’nın derinliklerinde de ortaklıkları var. Bir bankanın böylesine global bir etkinliğe kavuştuğu ülkenin, Paul Kennedy gibi bilim adamlarının ve Alvin Toffler gibi gelecek bilimcilerin ilgisini çekmesi raslantı değil. Çünkü Türkiye gerçekten de uluslararası bir sıçramanın eşiğinde duruyor. Prangalarından kurtulup safralarını atabilse, dünya çapında bir başarının göstergesi olacak.
Türkiye’nin prangalarının başında “korku”geliyor: Değişimden korku, düşünceden korku, tartışmadan koratacak ve ku, yenilikten korku… Kendi kendimizi tabularla, yasaklarla, kilitlerle sarıp sarmalarmışız. Çünkü hiçbir ülkede bizde ki kadar dışarıdan beslenen niyeti bozuk yok. Yıllarca kitapları yasaklanan, adını anana “vatan haini” muamelesi yapılan Nazım Hikmet, Türkiye’nin dünyadaki büyük değerlerinden birisi. Bugünlerde onun tiyatro oyunundan Başar Sabuncu’nun sinemaya aktardığı “Yolcu”adlı film gösteriliyor İstanbul sinemalarında. Görüldüğü gibi kıyamet kopmuyor ama zamanlama önemli o zamanlar kopardı. Devir Marksizm devriydi. Bak artık devir değişti. Serbest bırakılıyor. Çünkü o zaman kitleleri etkileyen şiirler bugün hiç etki etmiyor. Nitekim o devrin gençliği genelde Marksizmi kayarken bugün bu hemen hemen kalmadı çünkü ideolojik şartlar farklılaştı. Tam tersine bir yandan bankalarıyla dünyaya yayılan, öte yandan şairlerini yasaklama ilkelliğinden kurtulmaya başlayan bir ülkenin önemi gittikçe artıyor. Paul Kennedy’ler de bunun tanıkları!
