Bir zamanlar, gençliğimde, büyük bir hayranlıkla okuduğum Bernard Shaw'un bir sözü vardı: "Dünya, orta zekalılar tarafından yönetiliyor." Bu sözü, o zamanlar, büyük bir ironi ve eleştiri olarak algılamıştım. Ama bu günlerde, bu sözün, bir gerçeği ifade ettiğini düşünmeye başladım.

Nobel ödülleri açıklandığında, bu düşünce daha da pekişti. Edebiyat ödülünü kazanan Jon Fosse'nin eserlerini okumuş biri olarak, onun bu ödülü hak ettiğini söyleyebilirim. Fosse, Norveç'in en önemli yazarlarından biri. Eserleri, derinlikli, felsefi ve şiirsel bir dille yazılmış. Onun bu ödülü alması, edebiyat dünyası için sevindirici bir gelişme.

Ancak, diğer ödüllere baktığımda, durum biraz farklı. Özellikle ekonomi ödülü, beni düşündürdü. Ekonomi ödülünü kazanan Claudia Goldin, kadınların işgücüne katılımı ve ücret eşitsizliği üzerine yaptığı çalışmalarla tanınıyor. Bu çalışmalar, elbette önemli ve değerli. Ama Nobel ödülü alacak kadar çığır açıcı mı? Bu konuda şüphelerim var.

Goldin'in çalışmaları, mevcut ekonomik teorileri sorgulamıyor, yeni bir paradigma önermiyor. Daha çok, mevcut sistem içindeki eşitsizlikleri tespit ediyor ve çözüm önerileri sunuyor. Bu da, orta zekalıların dünyayı yönettiği düşüncesini pekiştiriyor. Çünkü Nobel ödülü, çığır açıcı, devrimci nitelikteki çalışmalara verilmeli. Mevcut sistemi sorgulamayan, sadece mevcut sistem içindeki sorunları tespit eden çalışmalara değil.

Bu durum, sadece ekonomi ödülüyle sınırlı değil. Diğer bilim dallarındaki ödüllere baktığımızda da benzer bir tabloyla karşılaşıyoruz. Fizik, kimya, tıp ödüllerini kazananların çalışmaları da, genellikle, mevcut teorileri geliştiren, mevcut sistem içindeki sorunları çözen çalışmalar. Çığır açıcı, devrimci nitelikteki çalışmalar, ne yazık ki, pek ödüllendirilmiyor.

Peki, neden böyle? Neden Nobel ödülleri, orta zekalıların dünyayı yönettiği düşüncesini pekiştiriyor? Bunun birkaç nedeni olabilir. Birincisi, Nobel komitesinin muhafazakar yapısı. Komite üyeleri, genellikle, mevcut sistemin savunucuları. Bu yüzden, mevcut sistemi sorgulayan, devrimci nitelikteki çalışmalara sıcak bakmıyorlar.

İkincisi, bilim dünyasının genel eğilimi. Bilim dünyası, son yıllarda, daha çok, mevcut sistem içindeki sorunları çözmeye odaklanmış durumda. Çığır açıcı, devrimci nitelikteki çalışmalar, daha az ilgi görüyor. Üçüncüsü, medya ve kamuoyunun etkisi. Medya ve kamuoyu, genellikle, mevcut sistem içindeki sorunları çözen, pratik sonuçlar üreten çalışmalara daha çok ilgi gösteriyor. Çığır açıcı, devrimci nitelikteki çalışmalar, daha az anlaşılır ve daha az popüler olduğu için, pek ilgi görmüyor.

Sonuç olarak, Nobel ödülleri, orta zekalıların dünyayı yönettiği düşüncesini pekiştiriyor. Bu durum, elbette, üzücü. Çünkü dünya, çığır açıcı, devrimci nitelikteki çalışmalara ihtiyaç duyuyor. Mevcut sistemin sorunlarını çözmek yerine, mevcut sistemi sorgulayan, yeni bir paradigma öneren çalışmalara ihtiyacımız var. Ancak o zaman, dünya daha iyi bir yer olabilir.

Bu arada, Jon Fosse'nin Nobel Edebiyat Ödülü'nü alması, edebiyat dünyası için sevindirici bir gelişme. Fosse'nin eserleri, derinlikli, felsefi ve şiirsel bir dille yazılmış. Onun bu ödülü alması, edebiyatın gücünü ve önemini bir kez daha gösteriyor. Umarım, diğer bilim dallarındaki ödüller de, gelecekte, daha çığır açıcı, devrimci nitelikteki çalışmalara verilir.