Türkiye sanki sağlığını, eğitimini, kalkınmasını, teknolojisini, ekonomisini halletmiş de geriye bir tek kadınlarının saçı başı kalmış gibi 21. yüzyıla örtünme tartışmalarıyla girdi. 23 Nisan krizi, tesettür defilesi vs. derken şimdi de Samsun’daki harem-selamlık düğün konuşulur oldu. Bu tartışmaların altında yatan bir numaralı konu cinsellik! Türban diyerek cinsellik tartışılıyor aslında. Ama her gün o kadar çok tekrarlanıyor ve o kadar dini, ideolojik, siyasi kılıflara büründürülüyor ki işin özü kayboluyor. Tozdan dumandan ortalık görünmüyor. İyice geriye çekilir de meseleye kuşbakışı bakabilirsek karşımıza çıkan manzara şu:Memeli yaratıklardan olan insan soyunun erkek ve dişisi, diğer birçok canlı gibi cinsel birleşmeyle çoğalıyor. Bu yüzden soyun devamını sağlamak için erkekle dişi arasında sürekli bir iletişim, gerilim ve çekim gücü var. Sosyal koşullar bu çekim gücünü engellemek, belli kurallara bağlamak istiyor. Ve örtünme kural haline geliyor. (Yalnız başörtüsü değil, her türlü örtünme.) İnsan denilen yaratığın diğer canlılar gibi doğduğu haliyle dolaşması ayıp, gövdesini örterek dolaşması ise erdem sayılıyor. Bu kurala karşı çıkan insan topluluğu yok. Tartışılan ve uygarlıktan uygarlığa değişen şey sadece örtünmenin ölçüsü. Bazı Afrika kabileleri yalnızca apış aralarını örtmekle yetinirken, Afganistan’da gözler bile bir örgünün arkasından bakabiliyor dünyaya. Oysa insan tekinin, nefes almaya, görmeye, koklamaya, duymaya ve yemeye ihtiyacı var. Bu yüzden yüzünün açık olması gerekli. Bazı gelenekler bunu bile yasaklıyorlar. Peki bu yasaklar iki cins için de aynı derecede geçerli mi? Hayır! Erkek, gövdesinin daha fazla bölümünü gösterebiliyor, kadın ise birçok yerini örtmek zorunda. Kadın kadına iken örtünme emredilmiyor. Sadece erkeklere görünmemeleri yeterli. Harem ve selamlık olarak ayrılmanın mantığı bu. Sokağa çıkarken her taraflarını örten kadınlar, hamamda soyunuyor ve birbirlerinin vücutlarını görüyorlar. Demek ki örtünmenin seks yasağıyla ilişkili olduğu ve cinsel tahriki engellemek amacıyla konulduğu kesin gibi bir şey. Örtünen kadın demek istiyor ki: “Benim saçımı başımı görüp de erkekler tahrik olmasın. Bana cinsel istekle bakmasın!” Peki o zaman hem başını örtüp hem süslenmenin, ruj, allık sürmenin ve hele hele defile yapmanın anlamı ne? Tesettür örtünme, defile ise gösterme amacına yönelik değil mi? İran ve Afganistan kadınları siyah ve kahverengi örtülerin altında saklanıyor, gizleniyor. Bunu anlayabiliyorum; mesaj net! Ama Türkiye bu işi de kendine benzeterek, rengârenk türbanlar ve bunların özel bağlanma yöntemlerini geliştiriyor; örtünmeyi leopar desenli giysilerle, ağır makyajlarla, beş yıldızlı otellerdeki şıkırtılı defilelerle, dikkat çekici güzel kadın olmak arzusuyla birleştiriyor. Ben örtünüyor gibi yapayım ama siz yine de bana bakın mı demek istiyorlar acaba? Bir başka toplantıda bakan eşleri, birbirinin yanına düşecek şekilde bir oturma düzeni oluşturuyorlar. Niçin?Bir erkek bakan, arkadaşının karısının yanına oturursa, günah sayılacak işlemler ya da duygular mı yeşerecek aralarında? Eğer durum buysa yan yana oturmaya da gerek yok zaten. Uzun lafın kısası, Türkiye her konuda yaptığı gibi örtünme meselesini de magazine, şova, modaya çevirdi.Ve yine her konuda olduğu gibi, bu işin altında da buram buram cinsellik var.