Bizdeki uydurukluk merakı oldum olası dikkatimi çeker. Son günlerde gösterilen bir reklam filmi, bu durumu bir kez daha hatırlamama neden oldu. Reklam filminde “varoluşçuluk” üzerine konuşan mankenler görülüyor. Öz, madde falan deyip duruyorlar. İlk gördüğümde şaşırıp kaldım. Yıllarca önce Paris’ten yayılan büyük düşünce modasının, bir reklam filminde ne aradığını anlayamadım. Ama rastlantı bu ya; daha sonra o filmde oynayan mankenlerden birisiyle yapılan söyleşiyi seyrettim. Ana haber bülteninin sunucusu bu manken hanıma ne demek istediğini soruyor: O da diyor ki “Öz önce gelir. Yani bir şeyin özü olacak ki üzerinde konuşulabilsin. Değil mi ama? “Öteki de bunun üzerine “Yani Sartır gibi bir şey mi?” diyor. Manken de “Evet!” diyor, “Sartır gibi bir şey. “Kulaklarınızı iyi açmasanız ya da konuyu bilmeseniz Jean-Paul Sartre’dan değil de bir kasap sabrından söz ettiklerini sanmanız işten bile değil. Belli ki ne varoluşçuluktan haberleri var, ne Kierkegaard’tan, ne Jaspers’ten, ne Sartre’dan, ne Camus’den. (Bu arada iyi ki Camus akıllarına gelmedi. Sartre satırla durumu kurtardı ama Camus’nün durumu daha vahim olurdu.) Aslında bunları herkesin bilmesi de gerekmiyor. Spiker, reklamcı, manken olmak için felsefeyle ilgilenmek hiç de şart değil. Ama madem ki bundan söz edip reklam filmine koyuyorsun, o zaman bileceksin; bilmeye ve doğru aktarmaya mecbursun. Çünkü seni kimse buna zorlamıyor. Manken dünyasıyla Sartre’ı bir araya getireyim diyorsan bu işi hakkıyla yapacaksın. Öz ve varlık (essence-existance) meselesini bileceksin.İnsan tasarımının neden bir masa tasarımından ayrı olması gerektiği yolundaki varoluşçu tezi inceleyeceksin. Sadece Sartre ve Camus değil, bu işin kökleri olan Sören Kierkegaard ve Kari Jaspers’ı da okumuş, hazmetmiş olacaksın. “Masa tasarımı marangozun kafasında önceden oluşur ve masa bu tasarıma göre varolur; oysa insanın varlığı önce gelir, sonra kendini seçer” tezindeki özgürlük vurgulamasını algılayacaksın. Sartre’ın savaşa çağrılan ve annesi hasta olan genç örneğini okuyup, “İnsanoğluna din ve yerleşik ahlâk dahil hiçbir kurumun yol gösteremeyeceği, insanın kendi kendini seçeceği” tezine kafa yoracaksın. Bütün bunları yapmadan oraya birkaç kulaktan dolma varoluşçu söz sıkıştırıp, sonra da sartır sartır diyerek, “Bir şeyin özü olacak ki üstünde konuşulabilsin” demek “uydurukluk” tanımına girer. Ne yazık ki bizde “uydurukluk” alabildiğine yaygın. Onca kitabı okumak zahmetine(!) katlanmadan, birkaç isim sallarsın, entel görünürsün olur biter! Yani “gibi görünmek”, “gibi yapmak. Zaten sap samana karışmış, iyi kötüden seçilmez olmuş; ben de bunları deli gibi niye yazıp duruyorum bilmem ki!
