Türkiye'de bir hükümet krizi doğ-
duğunu ve sonunda Rüşdü Sara-
coğlu'na yeni hükümeti kurma
yetkisi verildiğini düşünün... Ve ge-
ne düşünün ki Saracoğlu bu hü-
kümeti kurmak için hiç bir siyasi
partiyle görüşmüyor, parlamenter-
leri dışlıyor, başına buyruk bir eday-
la her kuralı kendi koyuyor ve bü-
tün davranışları kamuoyundan des-
tek görüyor.
Biliyorum ki böyle bir senaryoyu
gerçekçi bulmuyorsunuz.
"Bir merkez bankası başkanı
bütün siyasileri dışlayarak hü-
kümet kuramaz." diyorsunuz.
Şimdilik belki de haklısınız. Türki-
ye henüz o noktada değil.
Ama İtalya'da her şey yukardaki
anlatıma uygun olarak yürümekte.
Halk siyasilerden öylesine nefret
etmiş, öylesine sıtkı sıyrılmış ki, tek-
nokrat başbakanın, siyasileri hükü-
met işlerine karıştırmamasına alkış
tutuyor.
Onca yıldır soygunla, yolsuzlukla,
rüşvetle sarsılan İtalya sonunda yol
ayrımına geldi ve siyasiler insan içi-
ne çıkamaz duruma geldiler.
Başta Andreotti olmak üzere
yüzlerce siyasetçinin, mafyayla içli
dışlı ilişkiler ve yolsuzluklar nede-
niyle yargılandığı İtalya'da bugün
politikacı olmak yüz kızartıcı bir
meslek.
XXX
Aslına bakarsanız Türkiye de hızla
o noktaya doğru kaymakta. Mec-
lis'in ortalama insan kalitesini göz
önüne aldığınızda, bir kaç milletve-
kili arkadaşınıza, cüceler ülkesine
düşmüş Guliver misali içiniz acıyor.
Siyasetçinin yalan söylediğine,
bugün söylediğini yarın inkar ettiği-
ne, çevresine ve yakınlarına çıkar
sağladığına inanmayan yok.
Her Cumhurbaşkanlığı seçimini
yüzüne gözüne bulaştıran bir siyasi
geleneğin neresine saygı duyacaksı-
nız ki?
Her gün televizyon ekranına boy
boy dizilen siyasiler arasında ger-
çekten ilginç bir zekaya sahip olan
ve ortalamanın üstüne çıkabilen in-
san sayısı ne kadar az!
Mahalle bakkalı olacağına tesa-
düfen genel başkan yardımcısı ol-
muş semiz tipler Türkiye'nin gele-
ceği hakkında ahkam kesip duru-
yorlar.
Bu gidişle bizim siyasetçiler de İ-
talya'dakiler gibi sokağa çıkamaz
hale gelecekler.
XXX
Şu anda Ankara'da büyük bir
Cumhurbaşkanlığı pazarlığı dönü-
yor: Mesut Yılmaz, red cephesi,
Cindoruk, Demirel, İnönü, ko-
alisyon laflarının dönüp dolaştığı
binlerce kulis, binlerce tezgah...
Acaba bir tek kişi, "Türkiye'ye
en yararlı Cumhurbaşkanı kim
olur?" diye düşünüyor mu?
Bu kulisleri yürütenlerden bir teki
bile, siyasi tezgahlar dışında kalıp
ülke çıkarlarını hesaba katıyor mu?
Şu anda Ankara'daki oyunun a-
dı, Cumhurbaşkanlığına en yaraşır
Türk yurttaşını bulmak değil, adına
siyaset denilen bir kirli oyunun
mantığına göre ortaya pey sür-
mek...
