Son gelişmeler Türkiye’de yeni bir siyasi üslubun ve yönetim biçiminin ortaya çıkmakta olduğunu gösteriyor. Bu, bir anlamda Özal üslubunun iflası. Turgut Özal, birçok yeniliğe, değişime imza atmış bir siyasetçiydi. Ama bu yenilikleri yaparken devletin yerleşik kurallarını, alışkanlıklarını, usüllerini bir kenara bırakıyordu.Özal döneminde iş adamları, siyasetçilerle sıkı fıkı oldular. Yurtdışı gezilerine giden Özal’ın uçağı iş adamlarıyla dolu olurdu. Turgut bey Başbakan ve Cumhurbaşkanı olarak, gözde iş adamlarının ihalelerini, uluslararası sorunlarını çözmekle uğraşırdı. Ailesiyle birlikte zengin iş adamlarının tatil köylerinde kalır, onların uçaklarına, yatlarına biner ve günlük yaşamını zenginlerle birlikte geçirmekten zevk alırdı. Bazen şaibeli kişiler de katılırdı bu toplantılara. O dönemde,ticaret çevreleri, holdingler hükümetle sıkı fıkı oldular. Daha sonra da aynı üslup sürüp gitti. Özal’dan sonra gelen hükümetler, bu alışkanlığı benimsediler. Siyasetçilerle, iş adamlarının ve karanlık ilişkilere sahip insanların can ciğer kuzu sarması hali, herkese normal gelir oldu. İşte Mesut Yılmaz’ı devlet ihalelerine bu ölçüde sokan, özelleştirmelere teklif veren iş adamlarıyla gece yarılarından sonra buluşmaya, tekliler oluşturmaya iten alışkanlık buradan kaynaklandı. Bu iklimde yetişmiş bir siyasetçi olarak Mesut Yılmaz, holdinglerle, kredilerle, ihalelerle ilgilenmeyi doğal bir hak olarak gördü. Hatta bundan zevk alır oldu.
Bugün gelinen noktada, artık bu üslubu devam ettirmenin olanağı kalmamış gibi görünüyor. Toplum bir arınma ihtiyacı içinde. Bu arınma siyasetçilerin, iş adamlarından ve mafyadan ayrılmasıyla başlayacak. Siyasetçiler zenginlerle iç içe geçmeyi, hükümet etme modeli olarak göremeyecekler. Özal döneminin bitişi, yeni bir siyaset anlayışının yerleşmesine katkıda bulunacak.
