Sonbahar renklerinin kahverengi ve kızıl uyumuna bürünmüş olan Paris bugünlerde Amerikan seçimlerini konuşuyor.
Bütün televizyonlar, radyolar, gazete ve dergiler Clinton'la dolu.
Dünyanın merkezlerinden birisi olan Paris, bu konumunun hakkını vererek dünya olaylarıyla ilgileniyor. Ülkeler merkezde ise dünyadaki gelişmelere daha açık oluyorlar, taşrada kalmışlarsa kendi iç sorunları herşeyin başında geliyor.
Haberimiz olmadan birbirleriyle çarpışan uzak kabileler gibi iç mücadelelerle uğraşıp duruyorlar.
Paris'in Amerika ilişkisi yalnız Washington'la sınırlı değil. Hollywood, Fransa'yı altetmiş, Fransız filmlerini silmiş ortalıktan.
Size bazı sayılar vereyim:
12 ay içinde Paris'te gösterilen filmlere girişler şöyle:
1. Terminator 1 210 175 kişi
2. Temel İçgüdü (Basic Instinct) 1 184 316 kişi
3. Robin Hood 968 823 kişi
Bu liste böyle uzayıp gidiyor. Ve kazara oynama şansı bulmuş Fransız filmleri çok altlarda yeralıyor.
Bu da "Sevgili" gibi seks ögesini fazlaca işleyen filmlere tanınan bir şans.
Sinemada şiddet ve seks öylesine aşırı bir duruma gelmiş ki, bir adım ötede ne yapacaklarını merak ediyorsunuz. Temel İçgüdü filminde Michael Douglas ve Sharon Stone bütün yatak maharetlerini dokturmüşler ve göstermedikleri birşey kalmamış.
Filmde bol miktarda tecavüz, buz kamasıyla delik deşik etme, kurşunla beynini patlatma, sevişme sırasında öldürme yeralıyor.
Bütün bunlar öylesine güçlü efektlerle ve dolby-stereo ses teknolojisinin gümbür gümbür etkisiyle gösteriliyor ve duyuruluyor ki neredeyse sinemada yanınızda oturan insanı katil gibi görmeye başlıyorsunuz.
Sanki her yer suç ve pislik dolu.
Oysa gerçek böyle değil. İnanıyorum ki, dünyadaki milyarlarca insan umutlu, sağlıklı, fedakar ve onurlu bir yaşam sürüyor.
İnsanoğlu bu hale gelmedi. Hollywood ne kadar uğraşırsa uğraşsın insanlığı çürütemeyecek.
Sinemadan çıkarken karım Ülker ilginç bir şey söyledi: "Birkaç yıl sonra ne yapacaklarını bilemeyecekler. Heyecan olsun diye sinema salonlarında bir-iki kişiyi öldürmekten başka çareleri kalmayacak."
Paris'te her zaman Türklere rastlanır. Bu sefer de kaldığımız George 5 Oteli'nde Bülent Eczacıbaşı'ya rastladık. Bir kongreye gelmişler.
Otelin salonlarında yapılan toplantıda Çarşamba günü Genscher konuşmuş. Perşembe akşamı da Thatcher.
Dünyadaki eski politikacılar çeşitli konferanslar vererek deneylerini aktarıyorlar.
Eskilerden Kissinger, şimdi de Gorbaçov bu işin şampiyonları.
Bizimkiler ise böyle zahmetlere girmiyorlar. Birer yönetim kurulu üyeliği yetiyor da artıyor bile.
