UMBERTO Eco haklı.
Paris'te dolaşırken hep onu doğrulayan örneklerle karşılaştım.

Paris'in bittiğini söylüyordu Eco.

**Paris**'i **Paris** yapan meşhur cafeler, lokantalar, kitapçılar, tiyatrolar yerlerini ruhsuz butiklere bırakıyorlardı.

**Saint Sulpice** (Sen sülpis) meydanının, dev **Yves Saint Laurent** (İv sen Loran) dükkanından sonra ruhunu kaybettiğine inanıyordu.

Şimdi de **Saint Germain** (sen jermen) elden gitmekteydi.

Bu kez Akdeniz Kültür Konseyi kuruluşu için gittiğim Paris'te, Saint Germain'i dolaşırken Nazım'ın dizeleri geçiyordu aklımdan.
"Henüz vakit varken gülüm
Paris yanıp yıkılmadan..."

***

**PARİS**'in belki de en güzel semti olan **Saint Germain**'de **Rue des Saints Peres** (sen per) ile Boulevard Saint Germain'in kesiştiği köşede, iki ihtiyar hanımın işlettiği bir lokanta vardı. "**Restaurant Saints Peres**" idi adı.

**Nazım Hikmet**'in oraya sık sık gittiği bilinirdi.
Biz de **Yaşar Kemal**'le gider olmuştuk. Onun dilinde lokantanın adı "teyzelere" dönüşmüştü.

Bir kez **Yılmaz Güney**'i götürmüştüm lokantaya. **Maira Faranduri** ile tanıştırmıştım. Yılmaz, önerim üzerine şaraplı horoz yemişti.

Şimdi o lokantanın yerinde yeller esiyor.

O köşeye yürüdüğünüzde **Sonia Rykiel** mağazasıyla karşılaşıyorsunuz. Akşamları, mağazanın ışıklı vitrinindeki mankenlerin plastik gülümseyişleriyle yetinmek zorundasınız.

**Rue de Rennes** (Ru dö ren) ile bulvarın kesiştiği köşede, bütün gece açık olan **drugstore** da anılara karışıp gitmiş. Şimdi yerinde **Emporio Armani** dükkanı var.

O drugstore ki sabaha karşı ikide gidip gazete alabilir, kitaplara bakabilir, yiyecek alışverişi yapabilir, eczanesine uğrayıp ilaç ihtiyacınızı karşılayabilirdiniz.

Paris'in çılgın aşıkları, gün ağarırken birbirine hediye alabilirlerdi oradan; kompakt disk, saat, mücevher vs.

Şimdi geceleri kapı duvar!

Rue Bonaparte'ın kiliseye bakan köşesindeki Divan kitapçısı da kapanmış. Vitrininde Goethe'nin, Victor Hugo'nun el yazılarını sergileyen yılların kitapçısı da butik oluyor.

Kala kala üç yer kalmış koskoca Saint Germain'de.
**Cafe de Flore, Deux Magot** ve **Lipp**.

Buralar da Amerikalı turistlere terkedilmiş durumda.

Zaten Şanzelize bulvarı çoktandır, zengin Arapların zevkine teslim edilmişti.

(Bazı spikerlerin dilinde **Champs Elysees**'nin ne hale geldiğini duyduktan sonra (okunuşunu yazmayı yeğledim.)

***

HEMİNGWAY "**Paris** öyle bir şehirdir ki siz ne kadar talep ederseniz o kadar verir" demişti.

Ama bugünkü ruhsuz Paris değildi kastettiği.

Dünya Kupası'na giden arkadaşlarım Paris'ten ne kadar etkilendiklerini okuyunca içime tuhaf bir burukluk çöküyor.

Keşke **Andre Breton**'ların, **Tristan Tzara**'ların, **Picasso**'ların, **Bunuel**'lerin, **Nazım**'ların, **Dino**'ların Paris'i yaşatılabilseydi.

Çünkü o şehir sadece **Fransa**'nın değil, bütün dünyanın kültür başkentiydi.

Hepimize aitti.

Şimdi konfeksiyon firmaları tarafından işgal ediliyor.

E mail: livaneli@milliyet.com.tr