1970’lerin dumanlı havasında bir siyasetçiye, “Gel 20 yıl sonrasını, 90’lar Türkiye’sini düşünelim”deseniz, büyük bir ihtimalle meczup muamelesi görürdünüz. Siyaset öylesine kızışmış ve günü kurtarma kavgası öyle gelişmişti ki kimsenin aklına 20 yıl sonrasıyla uğraşmak gelmezdi. Oysa bugün geriye baktığımız zaman, sıkıntılarımızın çoğunun geçmiş politikaların yanlışlığından kaynaklandığını görüyoruz. Türk politikasına otuz yıldır damgasını vuran Süleyman Demirel, acaba sorunları hangi ölçekte düşündü. On yıl olarak mı, yoksa ay bazında mı? Bana kalırsa Süleyman Demirel her sorunu günlük, en fazla bir haftalık düşündü. Vadesi gelmiş çay parasını ödemek, üç gün sonra yapılacak borç ertelemesini başarmak gibi sorunlardan, Türkiye’yi ve geleceğini göremedi. Böylece, siyasetin bir “günü kurtarma” kavgası olduğu ülkede, en usta siyasetçi olarak yerini almış oldu. Oysa bir politikacının en büyük erdemi, ülkesini geçmişi ve geleceğiyle birlikte kavrayan bir perspektife sahip olmasıdır.

70’ler Türkiye’sinden konuşmak ve ileriyi göremediklerini söylemek rahatlatıcı geliyor değil mi? Peki bugün de aynı durumda değil miyiz? Hangi siyasetçimiz 20 yıl sonrasını yani 2010’ların Türkiye’sini düşünüyor. Oysa bir reklamda denildiği gibi “Gelecek de gelecek!” 2010’lu, 2020’li yıllar uzak değil. O yıllara yaklaşırken, sonuçlarını daha sonra alacağımız eğitim politikaları üretmek gerekmiyor mu?

70’li yıllarda insanlara yepyeni bir eğitim planı sunsanız ve bunun sonuçlarının 20 yıl sonra alınacağını söyleseniz kimse yüzünüze bakmazdı. Çünkü sıradan politikacının ufku önündeki seçimle sınırlıdır. Daha ötesini göremez. Gündelik yaşar. Ancak devlet adamları ya da Mustafa Kemal Atatürk gibi dahiler geleceği planlayabilir.

Bugün yapılması gereken şey, en azından 20 yıllık bir perspektif kurup, Türkiye’nin sorunlarını bu boyutta düşünmek. Elbette, bu sadece politikacılara düşen bir görev değil. Gündelik düşünme yanlışını sürdüren sadece politikacılar mı? Basın başta olmak üzere hiçbir kurum ya da hiçbir aydın Türkiye’yi 20 yıllık perspektifte göremiyor. Görmek de istemiyor doğrusu.

Şimdi bazı okurların, “Sen neden söz ediyorsun?” dediğini duyar gibi oluyorum. “Bırak 20 yıllık perspektifi, üç ay sonrası bile hesap edilmiyor. Memur maaşı ödemek için yüzde 50 faizli bonolar sürülüyor piyasaya. Bunların nasıl ödeneceği bile belli değil. Nerede kaldı 20 yıllık boyut?” Doğru söze ne denir? Gene de gönül başka türlü olmasını istiyor.