Hani adet olmuş bir söz vardır: "Bu romanın yaşayan gerçek kişilerle ilgisi yoktur. Kahramanlar hayalidir!" Ben bu pazar yazısında tam tersini söylüyor ve anlatacağım fıkraların, Türkiye siyasetiyle yakından ilgisi vardır diyorum ama izninizle hangi fıkrayı hangi partiye yakıştıracağınız konusunu size bırakıyorum. Fıkraları dilediğiniz gibi uyarlayın:
ŞEYTAN TAŞLAMA
Bir parti liderimiz hac ziyareti yapmaya karar vermiş. Biliyorsunuz Osmanlı padişahlarının hiçbiri hacca gitmedi ama Türkiye Cumhuriyeti'nin başbakanları, bakanları, yöneticileri, valileri atalarımızın bu eksiğini kapatmak için üçer beşer kere gidiyorlar. Neyse, adı lazım değil, bu liderimiz de ehrama girmiş, hac vazifesini yerine getirmiş, sıra gelmiş şeytan taşlamaya! Eline taşları almış, büyük bir iç huzuruyla şeytanı taşlamaya koyulmuş. Ama o da ne? Taşların düştüğü yerden bir feryat, bir yakınma yükseliyor ki sormayın gitsin! Şeytan hem ağlıyor hem de bir şeyler söylüyor. Liderimiz merak etmiş. Şeytanın ne söylediğini anlamak için kulak kabartmış. Şeytan "Olur mu böyle olur mu?" diyormuş. "Kardeş kardeşi vurur mu?"
CENNET – CEHENNEM KARAYOLU
Bir başka fıkrada, bir partimizi yakından ilgilendiriyor. Ama katiyen söylemem. Hangi parti olduğunu siz bulun. Cennetle cehennem arasında karayolu bağlantısı yokmuş. Zaman zaman çeşitli transferler ya da görüşmeler için böyle bir yola ihtiyaç duyulduğundan cennet ve cehennem yöneticileri bir araya gelmişler ve ortak bir yol yapılmasını kararlaştırmışlar. Cennet ve cehennem, kendi çıkış kapılarından başlayarak yolu yarıya kadar inşa edecek ve böylece tam ortada buluşacaklar, yolu birbirine bağlayacaklarmış. Çalışmalar başlamış. Cehennem söz verilen sürede yolu tamamlamış ve ortaya gelmiş, bakmış ki öbür tarafta yoldan eser yok. Bir metre bile yol yapılmamış. Hemen cennet yöneticilerini arayıp, verdikleri sözü neden tutmadıklarını, yolu neden yapmadıklarını sormuşlar. Cennet yöneticileri boyun büküp; "Kusura bakmayın!" demişler. "Aradık taradık ama koskoca cennette bir tek müteahhide rastlayamadık."
HAMAM
Bu fıkrayı da birleşen iki partinin, bir kanadı sitem olarak anlatıyor: Adamın biri hamama gitmiş. Yıkandıktan sonra sıra para ödemeye gelince "Saatim çalındı." diye tutturmuş. Hamamın müdürü gelip "Beyefendi" demiş. "Burası ciddi bir müessesedir ve bugüne kadar böyle bir şey olmamıştır." Ama adam ısrar edip duruyormuş. Sonunda hamam yöneticisi, adamın para vermemek için böyle yaptığına hükmedip, bırakın gitsin demiş. Bir süre sonra aynı adam bir daha gelmiş. Hamamdakilerin tedirgin bakışları altında yıkanmış ve tam çıkarken "Yüzüğüm çalındı" diye tutturmuş. "Etme eyleme!" demişler. "Burada böyle şey olmaz." Sonunda da "Çık git!" demişler. "Ama bir daha bu hamama ayak basma!" Aradan bir iki hafta geçmiş, bir gün aynı adam kapıda belirivermez mi! "Seni almıyoruz" demişler. "Burada yıkanamazsın." Adam yalvarmış yakarmış, diller dökmüş ve yıkandıktan sonra ne olursa olsun sesini çıkarmayacağına, hiçbir şikâyette bulunmayacağına dair büyük yeminler edip hamama girmiş. Çalışanlar ne olur ne olmaz diye adamın giysilerini bir torbaya koyup müdüriyete kaldırmışlar. Adam yıkandıktan sonra havlularla dışarı çıkmış. Bakmış ki elbiseleri yok. Kıvranıp duruyor ama söz verdiği için ağzını açamıyormuş. Bu hal, otel çalışanlarının hoşuna gittiği için de kimse ağzını açmıyormuş. Sonunda adam dayanamamış, havluları sırtından atıp çırçıplak kalmış ve "Sesimi çıkarmayacağıma söz verdim" demiş, "Ama insaf edin ben buraya böyle mi geldim." Şimdi partinin bir kanadı diyor ki: "Parti disiplini falan, hepsi tamam ama insaf edin biz bu birleşmeye böyle mi geldik.!"
