YÜKSEL Çengel'in il başkanlığından ayrılmasıyla başlayan tartışmaya ne yazık ki sonuna varan sorunlara yol açtı. Yüksel Çengel'in hiç adaylıktan sonra bir Yüksel bey, girişken, çalışkan bir il başkanı çok destekliyordu.
Yalnız, daha önce bir haksızlık nedeniyle İSKİ'ye karışmış olması yüzünden başkanlığından ayrılma diye düşünüyordum. Zaten bu konudaki ve "İski'yle arama kararı çekmek" niyetimi parti yöneticilerine bildirmiş da olumlu bulmuştu. İşin daha da ilginç yanı Yüksel Çengel'in de böyle düşünüyor olmasıydı.
Suçsuz olduğunu, mahkemede aklandığını ama gene de il başkanlığının "aday" sokacağını belirtiyor ve etmek istiyordu. Bu dileğini bir kaç başkana ve bakanlara Hikmet Çetin, Yüksel ayrılmak için üç kez il anlatıyordu bana. Ortada bir sorun yok görünüyordu ama asıl Murat beyin üslubu! Daha sonra bakan krizini ortaya çıktı.
olduğu için ürkek davranıyordu. Oysa 27 Mart'ta gözünü budaktan sakınmadan seçim mücadelesi veren televizyonlar belirdi.
Bu yayın kuruluşları, hükümetle, partilerle garip çıkar ilişkilerine girmişlerdi ve belediyeyle ilgili beklentileri vardı. RTÜK gibi bir denetleyici organ da mevcut değildi. Bu yüzden medya dünyası kuralsız bir "vahşi batı" çılgınlığına gömüldü. Ne insan hakları vardı ortada, ne yansız haber ne de cevap hakkı...
Ben de ona dilim döndüğünce Sabah adayı değil, bağımsız bir insan olduğumu anlatmaya çalıştım. Ne var ki "kişiyi kendileri gibi biliyorlardı. Çıkar ilişkileri dışında kalan dostlukları ve politik mücadeleleri anlamaları imkansızdı. Bu yüzden gruplarına verdikleri talimatlarla benim aleyhimde ince çekirdeğini doldurmayacak suçlamalar başlattılar.
Seçim büromuzun dekorasyon işlerini gönüllü arkadaşlarımız çok ucuza çözümlediler. Dayanışmayı ve "temiz eller" özlemini vurgulamak için, her gelen, boyalı ellerini duvarlara basıyordu...
Dayanışmayı ve "temiz eller" özlemini vurgulamak için, her gelen, boyalı elini duvarlara basıyordu. Böylece çok anlamlı ve sıcak bir dekor doğmuştu. Seçim büromuz, yaşadığımız heyecanı yansıtıyordu ve söylediğim gibi çok ucuzdu. Ucuzluğa dikkat etmek zorundaydık çünkü paramız yoktu. Ecevit'in söylediği gibi partiden "İski parası" gelmiyordu.
Herkes gönüllü olarak, bırakın para almayı, cebinden para harcayarak çalışıyordu ve bütün gelirimiz dostlardan toplanan bağışlardı. Bir öğrenci derneği havasında çalışılıyordu. Oğuz Özerden, Halit Kakınç ve Faruk Sipahi dostlarla kafa kafaya veriyor ve kampanyayı yürütüyorduk. Mali koordinatörümüz Yiğit Ekmekçi'ydi. Basın bürosunu, büyük bir çabayla Dalya Oskay ve Ergun Gümrah götürüyordu. Halkla ilişkileri Gülbin Erduran, Ayça Yücel ve Ünal Ersözlü omuzlamıştı. Araştırma grubumuz Sertaç Yeltekin, Ayşen Ekmekçi ve Fatoş Taşkent'ten oluşuyordu. Bahattin büyük bir ustalıkla ve canla başla çalışarak ulaşımımızı sağlıyor, Necati bey ve diğer koruma görevlileri büyük bir özveriyle her saniye kol kanat geriyordu. Gönüllülerimizle birlikte çok genç, neşeli, yaratıcı, pırıl pırıl bir gruptu bu. Seçim bürosu o kadar neşeli, iyi niyetli bir atmosfer taşıyordu ki eğer kazanırsam bu havayı belediyeye de yansıtmaya kararlıydım. O güç günlerde, olayların birinci derecede içinde yaşayan bu grup, benim uğradığım haksız iftiralara üzülüyor, elinden geldiği kadar beni rahatlatmaya, güven vermeye gayret ediyor ve insanüstü bir özveriyle çalışıyordu.
Bu talimatları uygulayan bir çok kişi, daha sonra benden özür diledi. Bir spiker "İçim kan ağlaya ağlaya her akşam sizin hakkınızdaki suçlamaları okumak zorunda kaldım." dedi. "Üzülmeyin, biliyorum." dedim.
HALKIN BİR BÖLÜMÜ KANDIRILDI
BU dizi, bir polemik amacı taşımıyor. Bu yüzden olayları tek tek isimlendirip, o dönemde kimin ne yaptığını ayrıntılarına girmeyeceğim. Ayrıca bunun önemi de yok. Adaylık dönemimdeki ayrıntıların, politik sistemimize ait ipuçları vermesini ve ilerde başka kişilerin aynı olayları yaşamamasını amaçlıyorum. Türkiye'de seçim yarışı ahlaki olmayan noktalara indirgendi. Eğer elinize bir televizyon programı geçirirseniz, yapacağınız yayınla en şanslı kişinin önünü kesebilirsiniz. İftirayı uzun süre yutturmanıza gerek yok. İki gün için bile olsa zihinleri bulandırmanız yeter. O dönemde benimle ilgili suçlama kampanyalarının etkisinde kalan yurttaşlara "Fena halde aldatıldıkları" nı söylemek istiyorum.
Ben bayrak yakmadım!
iftiralara sinirleniyor, bu iftiraları yutan bir bölüm seçmeni uyarmaya çalışıyordum. Bir
NEW YORK OUT, İSTANBUL IN!
RTÜK gibi bir denetleyici organ da mevcut değildi. Bu yüzden medya dünyası kuralsız bir "vahşi batı" çılgınlığına gömüldü. Ne insan hakları vardı ortada, ne yansız haber ne de cevap hakkı...
dahaiki seçimde, başka kişilerle ilgili iftira kampanyalarında gözlerini açmalarını ve arkadaki çıkar ilişkilerini farketmelerini istiyordum. Herkesin söylediği gibi İlhan Kesici seçimden sonra hırçınlaşmadı. Ama buna gerek de yoktu zaten. Kimse ona saldırmamıştı ki. Kampanya boyunca basın tarafından gözetilmiş, korunmuş ve seçilmesi için her yerden yapılmıştı. Rakibi de yerden yere vurulmuştu.
SEÇİM BÜROSUNA GEÇİYORUZ
BU arada Tarlabaşı bulvarı üzerinde bulunan Genel İş binasına geçtik. Gönüllü arkadaşlarımız binanın dekorasyon işlerini kısa bir zamanda ve çok ucuza çözümlediler.
para almayı, cebinden para harcayarak çalışıyordu ve bütün gelirimiz dostlardan toplanan bağışlardı. Bir öğrenci derneği havasında çalışılıyordu. Oğuz Özerden, Halit Kakınç ve Faruk Sipahi dostlarla kafa kafaya veriyor ve kampanyayı yürütüyorduk. Mali koordinatörümüz Yiğit Ekmekçi'ydi. Basın bürosunu, büyük bir çabayla Dalya Oskay ve Ergun Gümrah götürüyordu. Halkla ilişkileri Gülbin Erduran, Ayça Yücel ve Ünal Ersözlü omuzlamıştı. Araştırma grubumuz Sertaç Yeltekin, Ayşen Ekmekçi ve Fatoş Taşkent'ten oluşuyordu. Bahattin büyük bir ustalıkla ve canla başla çalışarak ulaşımımızı sağlıyor, Necati bey ve diğer koruma görevlileri büyük bir özveriyle her saniye kol kanat geriyordu. Gönüllülerimizle birlikte çok genç, neşeli, yaratıcı, pırıl pırıl bir gruptu bu. Seçim bürosu o kadar neşeli, iyi niyetli bir atmosfer taşıyordu ki eğer kazanırsam bu havayı belediyeye de yansıtmaya kararlıydım. O güç günlerde, olayların birinci derecede içinde yaşayan bu grup, benim uğradığım haksız iftiralara üzülüyor, elinden geldiği kadar beni rahatlatmaya, güven vermeye gayret ediyor ve insanüstü bir özveriyle çalışıyordu.
Kendilerine yürekten teşekkür borçluyum. Bu sırada, içinde bulunduğumuz durumu gerçekçi olarak saptamak için biz de çok kapsamlı bir kamuoyu araştırması yürütüyor ve deyim yerindeyse seçim şansımızın fotoğrafını çekmek istiyorduk. Hiç yayınlamadığımız ve duyurmadığımız, gecekondu semtlerini de kapsayan bu araştırmalar bizim önde olduğumuzu gösteriyordu. İstanbul'daki kaçak yapılaşmaya karşı bir imza kampanyası başlatmıştık. Taksim meydanında başlayan bu çalışma bazı televizyonların haberlerinde, bizi sansürleyen filmlerle veriliyor ve "Vatandaşlar kaçak yapılara karşı kampanya başlattı," diye duyuruluyordu. Haberlerimiz giderek kısıtlıyordu ve sesimizi duyurma imkanı her geçen gün azalmaktaydı. Bu arada Umur Talu'nun yönettiği Milliyet gazetesi kimseye karşı kasıtlı yayın yapmıyor, Sabah gazetesi bütün adaylara eşit yer vermeye dikkat ediyordu. ATV ve Kanal 6 tarafsız davranıyorlardı.
YARIN: EDEP, ÖLÇÜ KALMADI

