Platon, ideal politikacı için üç koşul öne sürer:

1-Politikaya kendi isteğiyle değil, davetle ve mecbur kalarak girmiş olmak.

2- Politika dışında, geçimini sağlayacak durumda olmak.

3- Bilgili ve erdemli olmak.

Yukarıdaki üç koşulu, Türkiye’deki politikacılara uygulamaya kalkarsak, bu alanda epey bir sıkıntıya düşeceğimizi sanıyorum. Ama genede Erdal İnönü’nün de içinde olduğu birkaç isim sayabiliriz. Bu isimlerden birisi, TÜRSAB Başkanı Bahattin Yücel, Bayrampaşa yöresinde, halkla birebir görüşmelerini anlatırken, “Seçimin galibi seçmen!”diyor. Bugüne kadar gezip dolaştığı kahvelerde, bütün liderlerin resmi asılıymış. Ne kavga, ne gürültü.“Her şey sakin” diyor. “Uygar bir seçim oluyor. “Bahattin Yücel, kendi sektörü olan turizmi manşetlere tırmandıran, günün konusu haline getiren “bilgili ve erdemli “kişi. Ve aynen Platon’un tanımındaki gibi kendi isteğiyle değil, büyük baskı ve ricalarla girdi politikaya. Bu seçim sonunda, mümkün olduğunca çok sayıda “bilgili ve erdemli kişi“ nin Meclis‘e girmesini umalım. Çünkü kalitesi yükselen bir Meclis, Türkiye’de parlementer sisteme ve demokrasiye güvence sağlar. *Dünkü Hürriyet‘te Ertuğrul Özkök, bu seçim için “Siyasi Milat” deyimini kullanmış. Türk siyasetinin müziği, estetiği, rengi keşfettiğini yazıyor. Gerçekten de terörün gölgelemeyi başaramadığı bir bayram havası yaşanmakta. Belki de giderek daha çok Akdenizli oluşumuzun göstergesi bu. Daha önce de yazdığım gibi hiçbir parti arabesk müzik kullanmadı. Demek ki arabeski inatla pompalamayı sürdüren bazı çevrelerin aksine, Türk toplumunun arabeski aşmakta olduğunu gördüler. İçinde yaşadığımız post-arabesk dönemin seçimi de böyle şenlikli, böyle canlı olacak elbette.

Cuma akşamı televizyonun 1.kanalında, 24‘Doğru programını izlediniz mi? Hani Cenk Koray’ın masaya koyduğu 10 milyon lirayı, bilinemeyen her soru karşılığında azar azar geri aldığı bölümü. Üç yarışmacı da soruları bilmek için kıvranıyor, kızarıp bozarıyor ve giden her para bölümü için, etleri cımbızla yolunuyormuş gibi acı çekiyorlardı. Ama bu kıvranmalar, içinde bulundukları cehalet ve kör kuyusunun karanlığını değiştiremiyordu. İyi giyimli, orta sınıftan bir hanım, Metin Oktay’ın İtalya’nın hangi takımında oynadığı sorusunu bilemiyor, P harfiyle başlıyor yardımını alınca da, heyecanla patlatıyordu cevabı: “Peru!” Bir başka yarışmacı, Çevik Kuvvet‘ in konuşlandırıldığı“kasaba” adı olarak Diyarbakır cevabını veriyor, S ile başlıyor uyarısını da “Siirt kasabası” diye karşılıyordu. Bu yarışmacının cevabını bildiği tek soru, “yeniden evlenmekte olan Hollywood yıldızı “oldu. Heyecanla bağırdı: “ Elizabet TOYLAR.” İşte bu düğünler arasında ben de oturup siyasi parti mesajlarını ve bunların ortalama Türk insanına nasıl ulaştığını düşündüm: Üç D mi, UDİDEM mi, karma ekonomi mi, devletçilik mi, piyasa ekonomisi mi daha kolay ulaşıyor acaba bu kör kuyunun karanlık sularına?