Bu hafta ilginç bir olay oldu. Bir dostum, bir zamanlar çok sevdiği bir kadının evine gitmiş. Kadın, yıllar önce hediye ettiği bir kaplumbağayı hâlâ besliyormuş. Dostum, kaplumbağanın büyüdüğünü görünce şaşırmış. Çünkü o, kaplumbağaların büyümediğini sanıyormuş.
Oysa kaplumbağalar da büyür. Hatta çok uzun yaşarlar. Yüzlerce yıl yaşayanları bile vardır. Dostumun şaşkınlığı, bana, bizim toplumumuzun bazı konulardaki algısını hatırlattı. Biz de bazı şeylerin hiç değişmediğini, hep aynı kaldığını, çok küçük, çok önemsiz olduğunu sanırız. Oysa onlar da büyür, gelişir, değişir. Tıpkı kaplumbağalar gibi.
Örneğin, "Türkiye'de hiçbir şey değişmez" diyenlere sık sık rastlarız. "Hep aynı tas, aynı hamam" derler. Oysa Türkiye, son 20 yılda çok büyük değişimler yaşadı. Özellikle de kentleşme ve iletişim alanında.
"Rönesans" kelimesi, genellikle Batı'nın 14-16. yüzyıllar arasındaki kültürel ve sanatsal uyanışını ifade eder. Ancak, her toplumun kendi "Rönesans"ı olabilir. Türkiye'nin de son 20 yılda yaşadığı, bir tür "Rönesans" olarak adlandırılabilir. Bu, sadece sanatsal değil, toplumsal ve siyasal bir uyanıştır.
Halkın bilinçlenmesi, bilgiye ulaşımının kolaylaşması, gençlerin dünyaya açılması, kadınların toplumsal hayattaki yerinin güçlenmesi gibi faktörler, bu "Rönesans"ın temelini oluşturuyor.
Hatta bu süreçte bazı eski tabular yıkıldı, yeni değerler ortaya çıktı. Örneğin, eskiden "devlet sırrı" denilen birçok konu artık açıkça tartışılıyor. Medyanın gücü, sivil toplum kuruluşlarının etkisi, internetin yaygınlaşması, bu değişimi hızlandırdı.
Dostumun kaplumbağası gibi, biz de bazen kendi çevremizdeki değişimleri fark edemiyoruz. Alıştığımız düzenin dışına çıkmakta zorlanıyoruz. Oysa değişim, kaçınılmaz bir gerçek.
Bu değişim, bazen sancılı olabilir. Yeniye uyum sağlamakta zorlananlar, eski düzenin devamını isteyenler olabilir. Ancak, tarih bize gösteriyor ki, değişim her zaman ilerlemeyi getirir.
Önemli olan, bu değişimi doğru okumak, anlamak ve ona ayak uydurmak. Tıpkı kaplumbağaların büyüdüğünü fark etmek gibi, toplumumuzdaki değişimleri de fark etmeli ve onlara göre hareket etmeliyiz.
Bu, sadece siyasi liderlerin değil, her bireyin sorumluluğudur. Herkesin kendi çevresinde, kendi alanında bu değişime katkı sağlaması gerekir.
Sonuç olarak, Türkiye bir "Rönesans" yaşıyor. Bu "Rönesans"ın kaplumbağaları da büyüyor, gelişiyor. Onları fark etmek, anlamak ve onlara eşlik etmek, hepimizin görevi.
