“Biz, komünist liderler işçi sınıfı önünde suçluyuz.” Bu sözleri geçen hafta Sovyetler Birliği Devlet Başkanı Mihail Gorbaçov söyledi. Çünkü bütün Sovyetler Birliği bu günlerde açlıkla karşı karşıya. Sıfırın atında yirmi derecede saatlerce beklenen kuyruklar fayda etmiyor. Bu kış binlerce kişinin açlıktan öleceği tahmin ediliyor. Aslında Sovyetler Birliği 290 milyon yurttaşını doyurabilecek bir ülke. Çeşitli kaynakların açıkladığına göre Sovyet çiftçileri bu yaz sebze ve mısır üretiminde çok verimli bir yıl yaşadılar. Açlığın sebebi yiyecek olmaması değil, bu gıdanın dağıtımında sabotajlar yapılması ve rüşvet, yolsuzluk, karaborsa. Başkan Gorbaçov batı ülkelerinden süt, et, un ve yağ istiyor. Moskova’daki et tüketimi 50 bin tondan 15bin tona indi. Geçen ay süt dağıtımı, normal düzeyin yüzde 60 altına düştü. bütün bu acı koşullara, kara kışın soğuğuna ve açlığa rağmen Sovyet halkı yaşama sevincini ayakta tutacak mizahı sürdürüyor. İşte son fıkralardan birkaç tanesi. Erivan Radyosu’nda soruyorlar: “Tavuk mu yumurtadan çıkar, yumurta mı tavuktan?” Dinleyicilerin yanıtı ise şöyle: “Boşver, Eskiden ikisi birden vardı.”
Moskavalı bir yurttaşa Perestroika hakkında ne düşündüğünü soruyorlar. “Acaba perestroika’yı politikacılar mı çıkardı yoksa bilim adamları mı?” Moskovalı yanıtlıyor: “Heralde politikacılar. Çünkü bilim adamları çıkarsa önce mutlaka hayvanlarda denerlerdi.”
Estonya, Sovyet Hükümetinden bağımsızlık istiyor. Bu istekleri kabul edilmeyince “Hiç olmazsa beş dakika” diyorlar. “Beş dakikacık bağımsız olalım.” Moskova bu isteği psikolojik bir nedene bağlıyor ve nasıl olsa beş dakikada hiçbir şey yapamazlar diye 16.00’dan başlamak üzere kabul ediyorlar. Ertesi gün Pravda’nın haberi şöyle: “Dün saat 16.00’da Estonya, Finlandiya’ya savaş ilan etti. Saat 16.04’te Estonya’ya teslim oldu ve Finlandiya boyunduruğuna girdi.”
Komünizm treni aniden durdu. Çünkü ray bitmişti. Lenin emretti: “Herkes dışarı çıkıp çalışmaya başlasın.Yeni bir demiryolu yapacağız ve kapitalistlere ders vereceğiz. Çocuklarımız komünizme ulaşacaktır.” Stalin, “Trendeki ve istasyondaki personeli vurun!” emrini verdi. “Beş yıllık plandan sapacaklarına ray boyunca kurşuna dizilsinler.” Krusçev “Herkesin işe yarayabileceğini” söyleyerek, arkadaki rayların alınıp öne döşenmesini istedi. Böylelikle 20 yılda hedefe varılabildi. Brejnev: “Derhal perdeleri kapatın” dedi. “Ve vagonları sallayın. Böylece her Sovyet yurttaşı hareket ettiğimizi sanacaktır.” Andropov dışarı bakmaya çalıştı ve öldü. Çernenko dışarı bakmaya bile çalışmadan öldü. Gorbaçov ise istasyona atladı ve: “Önümüzde ray yok yoldaşlar” dedi. “Arkamızda da. Bu yüzden derhal işe koyulalım ve bu treni parçalayıp malzemesinden başka bir şey yapalım.”
Bir Sovyet yahudisi Moskova’dan İsrail’e göç ediyormuş. Moskova Havalimanı’nda bavulunu araştıran gümrükçü iri ve ağır bir isim bulmuş ve sormuş: “Bu ne?” “Bu ne demeyeceksin.” demiş yahudi. “Bu kim diyeceksin. Bu gördüğün gibi Lenin’in büstü. Her ne kadar buradan ayrılsam da kalbim komünizmle beraberdir. Lenin’i de beraber götürüyorum.” Gümrükçü, duygulanmış ve Yahudiyi bırakmış. Kudüs havaalanına vardıklarında gümrükçü aynı cismi bulup sormuş “Bu ne?” “Bu ne demeyeceksin.” demiş yahudi. “Diyeceksin bu kim. Bu Lenin’dir. Bütün felaketlerimizin sebebi. Karşıma koyup her gün lanet yağdıracağım, çektiğimiz zulmü hatırlayacağım.” İsrailli gümrükçü de duygulanmış ve Yahudiyi bırakmış. Eve gelen Yahudi Lenin büstünü büfenin üstüne yerleştirirken yeğeni sormuş: “Bu kim amca?” “Bu kim demeyeceksin” demiş yahudi. “Bu ne diyeceksin. Bu iki buçuk kilo külçe altındır.” İşte Sovyet halkı bugünlerde hem açlıkla, soğukla, karaborsa ve rüşvetle uğraşıyor, hem de yüzyıllardır koruduğu ince miza duygusuyla kendini eleştiren fıkralar üretiyor. Kendi acılarına böyle zeki bir mizahla bakabilen bir ülkenin kültür birikimi, bu toplumun geleceği için bir umut oluşturmuyor mu?
