Şu son günlerde bana tuhaf bir haller oldu. Memlekette olan biten hiçbir şeye akıl erdiremiyorum. Sanki toplu bir çıldırma yaşıyormuşuz gibi geliyor. Soluduğumuz havaya, içtiğimiz suya bir şeyler karıştırılmış da mantık denilen şey uçup gitmiş, ülke sınırlarının dışına çıkmış gibi. Ama bir yandan da düşünüyorum; bu kadar büyük bir memleketin, koca koca adamları toptan aklını kaçırmış olamayacağına göre demek ki bende bir gariplik var. Belki de düşünme yeteneğimi kaybettim ya da olup biteni göremeyecek hâle geldim. Anlayamadıklarım neler mi?Gazetelerden, televizyonlardan birkaç örnek vereyim: Hayatında elini çakıya değdirmemiş okur yazarlar, terör örgütü üyesi oldukları gerekçesiyle hapiste yıllar geçiriyor, buna karşılık herkesin bildiği katiller elini kolunu sallaya sallaya dolaşıyor. Niye? Bir özel tim görevlisi (Raskolnikov sendromuna yakalanmış olmalı ki) öldürdüğü kişilerin adlarını sayıyor, cinayetlerin ayrıntılarını veriyor, suç ortaklarının isimlerini haykırıyor ama devlet suskun. “Yok canım, öyle şeyler yapmadınız sizler” tavrındalar. Niye? 34 yurttaşını bombalayarak öldüren devlet, bir özür cümlesini bile çok görüyor; kamuoyu ise “canım hepsi de kaçakçıymış!” diyerek katliamı mazur görmeye çalışıyor. Niye? Sivillerin arasına bomba yerleştirirken yakalanan iki astsubayı mahkûm etmek yıllar alıyor, bazı güçler onları aklayabilmek için elinden geleni yapıyor. Niye? Adresi, yaşamı ve çevresi belli bir genelkurmay başkanı tutuklanıp hapse atılıyor. Hem de “terör örgütü kurmak ve yönetmek” suçlamasıyla. Niye? Milli Eğitim Bakanlığı 19 Mayıs bayramını kaldırmaya hazırlanıyor. Niye? TV’de birileri “Deniz Gezmiş solcu değil, Kemalistti” diye bağırıyor. Niye?Bir profesör, protesto yürüyüşü yapacak Kürt yurttaşlarımızın üstüne füze atılmasını öneriyor. Niye? Seçilerek Meclis’e gelmiş bir siyasetçi, “silahın tek güvenceleri olduğu” cümlesini sarfediyor. Niye? Yıllarca “yok” denilen JİTEM karargâhından insan kemikleri çıkıyor. Niye? Alman mahkemelerinin mahkûm ettiği Deniz Feneri davasının savcıları toptan görevden alınıyor. Niye? Milletin seçilmiş temsilcileri hapiste çürüyor. Niye? Birileri, Hrant Dink’in gerçek katillerinin ortaya çıkmaması için elinden gelen çabayı gösteriyor. Niye?

Bu sorular aklımı kurcaladığı ve “toplu çıldırma” dışında bir cevap bulamadığım için siyasi haberleri bırakıp bir dizi izlemeye geçiyorum. Muhteşem Yüzyıl’da Sultan Süleyman Roxelana’a yani Hürrem’e nikâh kıyıyor. Hürrem’in babasının adına “Abdullah” diyorlar. Oh, nihayet aklı başında senaristlerin gözden kaçırmadığı, mantıklı bir detay. Rutenyalı Aleksandra da denilen Roxelana’nın babası elbette Hıristiyandı, hatta adının Luca Lisowski olduğu söylenir ama bütün İslam’a dönenlerin babaları gibi “Abdullah” yani “Allah’ın kulu” diye anılması normal. Zaten Anadolu’daki binlerce “mühtedi”nin babası Abdullah değil mi! Hepsi tek babadan olmuş gibi. “Neyse ki bunca saçmalık içinde mantıklı bir şey bulabildim” diye rahatlıyorum. Halkın üstüne füze atmayı öneren profesörü unutmaya çalışıyorum.