MİKİS Theodorakis'in yazdığı dostluk mektubu ve bizim cevabımız Yunanistan'ın en önemli gazetelerinde, günlerce yayınlandı.
Atina'dan hergün gazete kupürleri geliyor.
Bizde ise bu köşe dışında fazla yer verilmedi.
Televizyon ve gazetelerimizin Atina muhabirleri, hergün ellerine geçen bu haberleri ya duyurmadılar, ya da İstanbul'da işleme konulmadı.
Bunun nedeni ne olabilir diye düşündüm.
Neden dolayı, Yunan basını bu kez dostluk girişimine Türk basınından çok daha büyük bir ilgi gösteriyordu?
Oysa geçtiğimiz yıllarda bunun tam tersi olmuş ve dostluk girişimlerimiz Türkiye'de daha büyük bir yankı uyandırmıştı.
Şimdi değişen neydi?
***
DÜŞÜNDÜKÇE doğru cevaba yaklaştığımı hissettim.
Türkiye'de, dostluk girişimlerinin tek taraflı olduğu, iyiniyet şarkılarının Ege'nin hep bu kıyısından yükseldiği gibi bir duygu uyanmıştı.
Ayrıca bu tip girişimlerin - bazı yazarların deyimiyle uzo - sirtaki gösterilerinin - hiçbir somut faydası olmuyor ve hükümetler gene bildiklerini yapıyorlardı.
Bu yüzden de Türkiye, daha radikal, daha siyasi bir çizgiye kaymıştı.
***
EĞER bu saptama doğruysa, medya olarak bir yanlışın içindeyiz demektir.
İki ülke arasındaki dostluk girişimleri, aydın ve sanatçı beraberlikleri uzun vadede çok önemlidir.
Bunu **Abdi İpekçi, Aziz Nesin, Yaşar Kemal, Prof. Ekrem Akurgal, Oğuz Aral, Ersin Salman, Zeynep Oral, Esin Afşar, Cengiz Bektaş** gibi bir çok aydının girişimi ve **Türkiye - Yunanistan Dostluk Derneği**'nin çalışmaları kanıtlamıştır.
Bu tip hareketler, belki barış sürecine hemen müdahele edemez ama uzun dönemde karar mekanizmaları üzerinde olumlu etki sağlar.
***
KALDI ki Türkiye ve Yunanistan arasındaki ilişkilerin psikolojik ortamında, böyle barış girişimlerine daha çok gereksinim duyulur.
Çünkü iki ülke arasındaki en önemli sorun güven bunalımıdır.
Yunanlılar samimi olarak, Türkiye'nin yayılmacı emeller taşıdığından ve bir gün kendilerine saldıracağından korkmaktadırlar.
Türkiye ise böyle niyetler taşımadığı için bu tedirginliği anlamamakta ve Yunanistan'ı sürekli düşmanlık yapmakla suçlamaktadır.
Tarihi tortuların etkisiyle, iki ülkede de Ege ve Kıbrıs ilişkileri bir "vatan - millet" meselesi haline gelmiştir.
Aklı başında bir başbakan ve hükümet bile, bu milli davada istediği gibi özgür davranmamaktadır.
Eli kolu bağlıdır.
Çünkü Türkiye tarafından Kıbrıs'ta atılacak bir adım "**Vatan hainleri Kıbrıs'ı satıyor!**" yaygarasıyla karşılaşacak, ayrıca Türkiye'ye dostluk gösteren bir Yunan Hükümeti de "**Vatan hainleri ezeli Yunan davasını Türklere peşkeş çekiyor!**" suçlamasıyla sindirilecektir.
İki tarafın medyası da bu tip suçlamaların boy atacağı zemini çoktan yaratmış durumdadır.
***
TAM bu noktada iş, barış girişimcilerine düşüyor.
İki halk arasında, anlayışa, dayanışmaya ve iyiniyete dayanan bir iletişim kurulduğu zaman, bundan en önce iki ülkenin hükümetleri yararlanacaktır.
İnsan tanımadığına düşman olur.
Türkiye ve Yunanistan halklarının birbirini daha yakından tanıması ve ortak noktalarını keşfetmesi gerekiyor.
Ben, birbirine çok benzeyen bu iki halkın, çok iyi anlaşacağına ve ayrılmaz dost olacağına inanıyorum.
Keşke iki tarafta da düşmanlık yapan kişiler, karşılıklı olarak birbirlerinin ev halini, alışkanlıklarını, yemeklerini görebilseler, birbirlerinin evine konuk olabilseler.
Soyut düşman Yunan ve soyut düşman Türk imgesi, yerini sımsıcak bir arkadaşlığa bırakacaktır.
***
SON söz olarak şunu söyleyeyim:
**Kamuoylarının hükümet üzerindeki milliyetçi baskılarını azaltmak ve karar mekanizmalara esnek davranma alanı kazandırabilmek açısından, barış girişimleri çok önemlidir.**
