OLDUM olası dil tartışmalarını önemserim.

Çünkü anadili iyi bilmek ve özenli kullanmak her şeyden önce gelir.

Anadil, sadece bir iletişim aracı değil!

Halkların kültürünü kuşaktan kuşağa aktaran iki önemli kurum var: **Birisi dil, öteki din!**

Bu iki hassas konuda yapılan yanlışlar, ülkenin kültür yaşamını zedeliyor, yeni kuşakları yanlış yönlendiriyor.

Gençliğimde yayınevi düzeltmeni olarak çalıştığım için, elimden pek çok telif ve tercüme kitap geçti. Sabahlara kadar redaksiyon yaparken, binlerce sayfayı Türkçemizin iyice oturmamış kurallarına göre yeniden yazmanın güçlüğünü ve zevkini bir arada yaşıyordum.

Roman ve hikayelerimi yazarken en çok özen gösterdiğim konu; dili iyi kullanmaktı.

Kitaplarım yabancı dillere çevrilirken, yabancı çevirmenlerle günler boyu kelimeler üzerinde tartışırdık.

Şu sırada da yeni kitabımın İspanyolca, İngilizce, Almanca çevirmenleriyle aynı çaba içindeyiz.

Yaşar Kemal, Abidin Dino, Erdal Öz, Ülkü Tamer, Ataol Behramoğlu, Ahmed Arif, Zeynep Oral, Doğan Hızlan, Nihat Behram gibi birçok dostla günlerce dil, şiir, roman üzerinde konuşurduk.

Ankara yıllarımın unutulmaz dostuydu Şiar Yalçın. Türkçe ve yabancı diller konusunda engin bir bilgiye sahip olan ve bugün de yazılarından yararlandığım Şiar Bey ve rahmetli eşi Remide Hanım'la geceler boyu dil ve kültürden söz ederdik.

1990'lar bizim gibi dil meraklıları için dayanılması zor yıllar olarak geçti. Türkçe inanılmaz ölçüde bozuluyordu. Çocuklar, gece gündüz izledikleri müzik kliplerinde **“jest oldum”** gibi akla mantığa sığmayan kullanımlar öğreniyordu.

Bir yerde **“oldukça”** kelimesi geçtiğinde irkilir olmuştum.

On yıldan beri Sabah ve Milliyet gazetelerindeki köşemde bu konuları dile getirmeye çalıştım ve 89'dan bu yana dil konusunu işleyen en az yüz yazı yayınladım.

Son yıllarda, gazete köşelerinde dil üstüne yazanlar çoğaldı ve yararı da oldu.

**Ama bu arada sahte dil uzmanları da türedi.**

Türedi şeyhler, kendilerinden menkul kerametleriyle ortalığı kesip biçmeye başladılar.

Hem de dil konusunu, kişisel öç alma isteklerine alet ederek.

Türkçe kullanımı konusunda ortalık yangın yerine dönmüşken, bu şeyhler sudan bahanelerle, düşmanlık duydukları yazarlara saldırdılar.

Dil otoritesi kesilerek, kendi yaptıkları dil yanlışlarını gözden kaçırmaya çalıştılar.

**Türk dili hiç kimsenin tekelinde değildir.** Kimse bu dilin sahibi kesilip, yalan yanlış kulaktan dolma bilgilerle yazarları yargılamaya kalkmasın.

Yoksa bir gün kendisine sorarlar: Hangi yetkiye dayanarak Türk dili adına yargılamada bulunuyorsun?

Unutmayalım ki bu dilin sahibi, onu yaratandır, yani halktır. Sizin kendinizi İstanbul lehçesinin sahibi sayıp da **“türkçü”** diye küçümsemeye çalıştığınız Yunus Emre, Pir Sultan Abdal, Karacaoğlan, Dadaloğlu, Aşık Veysel geleneğidir; Nazım Hikmet, Yaşar Kemal, Orhan Veli, Fazıl Hüsnü gibi büyük yaratıcılardır.

Not: Hakkı Devrim, basınımızda en çok dil yanlışı yapanlardan biri.

Birkaç örnek verelim. Mesela bir yazısında **“değiş”** kelimesine yer veriyor. **“Yerel deyimler, değişler...”** diyor. (Radikal, 8 Temmuz)

Oysa böyle bir kelime yok. Değiş kelimesi değiş tokuş örneğinde olduğu gibi değişmekten gelir. Oysa Hakkı Bey'in kastettiği kavram; **deyiş.**

Yazım kılavuzuna baksa **“deyiş”** diye yazması gerekecekti.

Ayrıca **“vesile vermek”** (Radikal, 8 Temmuz) diye yazıyor. Bu kullanım da yanlış. **“Bu vesile ile”** denir, **“vesile oldu”** diye kullanılır, **“vesile yaratılır”**, **“vesileden yararlanılır”** ama Hakkı Bey darılıp gücenmesin **“vesile verilmez.”**

Bir başka cümlesi ise şöyle: **“...eski Amerikan arabaları takside çalışırdı.”** (Radikal, 7 Temmuz)

Bu harika(!) cümlenin yorumunu gerçek dil uzmanlarına ve okurlara bırakıyorum.