Almanya-Türkiye ilişkileri üzerine yazdığım yazıları şöyle bir özetle- mekte yarar var. Çünkü Nisyan ile malul olan insan hafızası bende ba-
Nevruz dolayısıyla patlak veren olayların bir "ayaklanma dene- mesi olduğu ve başarısız so- nuçlandığı" yazıldı.
Bu konudaki ilk yazıyı aylar önce yazmıştım Başlığı Almanya: Bir Akdeniz Ülkesi idi.
Almanya, Amerika'nın ve diğer Avrupa ülkelerinin karşı çıkmasına rağmen Hırvatistan'ı tanıyor, bu yolla hem Akdeniz'e iniyor, hem de büyük Alman İmparatorluğu yo- lunda bir adım daha atıyordu. Bunu tehlikeli bir gelişme olarak nitelemiştim.
Süper güç olma yolundaki Al- manya ile bölge liderliğini üstlenme konumuna gelen ve Asya'da etkisi- ni hissettiren Türkiye'nin yolu ister istemez kesişecekti.
Almanya'nın geleneksel Balkan ve Doğu politikası, ilişkilerimize ge- ne kriz yaratacaktı.
Türkiye buna o dönemde tavır almalı ve diğer Batı ülkelerini Al- manya konusunda uyarmalıydı.
Zaten tarih de bunu söylüyordu: Habsburg egemenliğine karşı, Fransız Kralı I. Francois Osmanlı ile işbirliği yapmamış mıydı?
***
Aylar önce bu yazıyı yazdık. Şim- di Almanya konusunda esip gürle- yenlerden çıt çıkmadı.
Çünkü onlara göre bu mesele güncel değildi. En fazla bir haftalık hafıza ve geleceğe yönelik bir hafta- lık vizyon içine sıkışırsa insan, gün- cel olduğunu sanır ama sadece 15 günü algılayan birisi olmaktan kur- tulamaz.
Aradan aylar geçti.
Dedik ki:
"Bu bir ayaklanma deneme- si değildir. Maksat Türk Or- dusunu operasyona zorlamak ve böylece Batı'nın tepkisini sağlamaktır. Öcalan, mesele- yi uluslararası plana belki de AGIK kapsamına çekmek is- tiyor."
Beyler gene aldırmadılar.
İşte aradan birkaç gün geçti ve biz Avrupa'nın bir bölümüyle ve belki de AGİK'le karşı karşıyayız.
**
Daha sonra Süleyman Demi- rel ve Hikmet Çetin'in Alman- ya krizindeki soğukkanlı tutumla- rını övdük ve olayın ancak diplo- masi yoluyla çözülebileceğini yaz- dık.
Aylardan beri en az on yazıyla vurgulamaya çalıştığımız ihtimal- ler gerçekleşti. Ve bu sorunla hiç ilgilenmeyen çevreler hemen ça- reler üretmeye başladılar: Günde- lik, düşünce derinliği olmayan, fevri ve şarklı böbürlenmeler, ken- di kendini kızıştırmalar...
Kusura bakmasınlar buna karşı da tepkimizi gösterdik.
***
Bu ülkeyi seviyoruz ve krizler konusunda Türkiye'ye yaraşan bir tavırla olgun ve geniş perspek- tifli düşünmek istiyoruz.
Türk insanının "palavracı şarklılar" olarak horlanmasına gönlümüz razı değil.
