Jean Paul Sartre öğleden sonraların saat 3'lerine takmıştır.
Bu saatlerin bazı şeyleri yapmak için çok erken, bazı şeyler içinse çok geç olduğunu düşünür.
Bu yüzden saat 3 anlamsızdır, bir işe yaramaz.
Sartre yalnız değildir bu konuda.
İnsanların zamanla ilgili takıntıları epeyce çoktur.
Her toplum bazı günleri uğurlu sayar, bazılarını uğursuz.
Müslümanlar'a göre kutsal gün olan Cuma, batılılara göre hafta tatilinden önceki zor gündür. Tüccarlara göre ise ödeme günü.
Bütün modern ülkelerde "Pazartesi sendromu" adı verilen bir sıkıntı yaşanır.
Hafta tatilinden sonra iş başı yapmak zorunda kalan insanların, bu ritme ayak uyduramayışlarının adıdır "Pazartesi sendromu".
İtalyanlar ve İspanyollar gibi bazı Akdenizliler bu sendromdan kurtulmak için, Pazartesi sabahları da tatil yaparlar.
Zaten iki gün kapalı olan dükkan, Pazartesileri de açılmaz.
İyi ama bunun bir de Salı'sı yok mu?
Böyle yaparak "Pazartesi sendromu"nu "Salı sendromu"na çevirmiş olmuyorlar mı?
***
Her neyse biz uğurlu ve uğursuz günlerimize dönelim.
Her ailenin tarihinde uğursuz günler vardır: Çarşamba günü sabun alındığı için büyükbaba ölmüştür. Perşembe günü hamama gidildiği için ev yanmıştır.
Böylece aile takvimi her kuşakta biraz daha zenginleşen uğursuzluklarla dolar.
Biz Türkler'de en yaygın inançlardan biri de Salı gününün uğursuz olduğudur.
Salı günü yolculuğa çıkılmaz, bir işe başlanmaz ve o gün mümkün olduğu kadar sakin ve sıradan geçirilir.
Oysa zavallı Salı gününün bu işte hiç bir suçu yok!
Bir de "Salı sallanır!" derler.
Bu sözün altında kafiyeden öte bir anlam var galiba.
Çünkü Konstantinopol bir Salı günü fethedilmiştir.
Bizans ahalisi için bunun uğursuz bir gün olmasını anlayabiliyorum da, Türkler için niye uğursuz anlıyamıyorum.
Salının sallandığı inancı, sanırım surları döven Türk topları altında sarsılan Konstantinopol'dan kalmıştır.
***
Pazar günleri uğursuz değil ama sıkıcıdır.
Çocukluğumdan beri Pazar günlerinin o anlamsız bunaltısını yaşarım.
Pazar, bir çok evde, akşama kadar gazete okuyarak, pijamayla yerlerde sürünmek anlamına gelir.
Gündüz ışığının vurduğu bir televizyon karşısında eğlence programı seyretmek ise insanın içine baygınlık veren bir fikir.
Şehrin bütün dükkanları kapalıdır ve şansonlarda söylendiği gibi Pazar günleri caddeleri proletarya doldurur.
Bu yüzden mi halk türküsü "Bugün Pazar günüdür Derdim azar günüdür" der bilmem!
Gerçi bizim halkın dertlerinin azması için Pazar gününe de gerek yok ya!
