Dünya Değişirken – Zülfü Livaneli
Euronews televizyonunda sevindirici bir haber dinledim: İran hükümeti, Salman Rüştü’yü öldürmek için kimseyi göndermeyeceklerini açıklamış ve yabancı ülkelerde yaşayan Müslümanları, o ülkenin yasalarına saygılı davranmaya çağırmış.
Böylece, Salman Rüştü kefeni boynunda gezmekten kurtuluyor ve 1989 yılında Humeyni tarafından verilen idam emri yürürlükten kalkıyor.
İran hükümetinin bu kararı, dünyada sempati yaratacaktır.
Bir yazarın düşüncelerinden dolayı öldürülmesi ya da başka biçimde cezalandırılması kabul edilemeyecek kadar ilkel bir tepki.
***
Salman Rüştü yıllardır bir karabasanın göbeğinde yaşıyordu. 1989’dan bu yana her saniye öldürülmeyi bekleyerek yaşamak ve durmadan saklanmak kolay değil.
Şimdi Salman Rüştü üzerindeki tehdit ortadan kalktığına göre rahatça konuşabiliriz.
İdam hükmüyle gezen bir yazarı eleştirmek ahlaki bir tutum olmayacağı için, bir – iki cümle hariç, görüşlerimi yazmamıştım.
Çünkü Salman Rüştü‘nün yazabilme özgürlüğünü savunmak önemliydi.
Bu sakınca ortadan kalktığına göre konuyu özgürce tartışabiliriz.
**
Bana göre Salman Rüştü bu çağın en kötü yazarlarından biridir.
Daha Şeytan Ayetleri olayı patlak vermeden yıllar önce 1976 yılında bu yazarın bir kitabını almıştım.
Yazarı tanımıyordum, ama herhalde adı dikkatimi çekmiş olacak ki İngiltere’de yayınlanmış olan “Midnight Children” (Geceyarısı Çocukları) adlı kitabı okumaya başladım.
Daha birinci sayfadan itibaren çok kötü bir yazıcıyla karşı karşıya olduğumu anladım, ama dişimi sıkıp kitabı okudum.
Üslup tıkızdı. Dil işlemiyordu. Düşünceler yüzeyseldi. Karakterleri gelişemiyordu.
Böylece edebiyat dünyamda Salman Rüştü sayfasını kapattım ve bir daha ilgilenmedim.
Taa ki Şeytan Ayetleri‘ne kadar. Bu kitabın kopardığı fırtına ve Humeyni tarafından verilen ölüm emri üzerine, kitabı bilmenin yararlı olacağını düşündüm ve Şeytan Ayetleri‘ni okumaya başladım.
Aradan bunca yıl geçmişti, ama yazarda hiçbir değişiklik olmamıştı: Gene aynı tıkızlık, okunmaz cümleler ve satır araları dolu olmayan bir edebiyat.
Oysa edebiyatın gerçek gücü, yazılanda değil yazılmayandadır. Büyük yazarlar, bir buzdağının su altındaki büyük kütlesi gibi, yazmadığını sezdirme yetisine sahiptirler.
Salman Rüştü‘de böyle bir kabiliyet yoktu.
Bunun yerine kitabı, Hazreti Muhammed‘e sövgü niteliği taşıyabilecek fantezilerle geliştirmeye çalışıyordu.
Bir yazarın özgürlüğü vardır, ama bu onun bir peygambere serbestçe sövebileceği anlamına gelmez.
Çünkü milyarlarca insanın gece gündüz dua ettiği, bütün iç dünyasını adadığı, uğruna gözünü kırpmadan ölüme gidebileceği ve her adı geçtikçe gözyaşı döktüğü bir peygambere hakaret etmek, insanlığın büyük bölümüne de hakaret etmek anlamına gelir.
Buna kimsenin hakkı yoktur.
Salman Rüştü ya da başka bir kişinin inanmama özgürlüğü vardır.
Ama milyarlarca insanın da kutsal bir inanma hakkı vardır.
Sorumluluk sahibi bir aydının hem inananların, hem de inanmayanların hakkına saygı göstermesi ve bu hakkı koruması gerekir.
Doğru olan budur.
