Osmanlı müziğinin karakteristik özelliği mistik oluşudur. batıdaki imparatorluklar gibi, imparatorun büyüklüğünü ilan eden ve metal nefeslilerle davulların kulakları sağır ettiği bir ihtişam duyulmaz bu müzikte. (Mehter hariç) İcra edilen sanki bir cihan imparatorluğunun değil, bir tasavvuf tekkesinin müziğidir. Aynı özellik Osmanlı mimarisinde de belirgindir. Sinan’ın en görkemli camiinin yanına gittiğinizde, o eserin sizi ezmediğini, sizi yok saymadığını hissedersiniz. Oysa Köln kadetrali, gotik haşmetiyle size “Sen bir hiçsin. Tanrının ihtişamı yanında, sen bir virgül bile değilsin!” demek istemektedir.

Osmanlı müziğinin mistik özelliği, hem kuruluşundaki Şeyh Edebali- Ahi Evran-Hacı Bektaş felsefesinden hem de bu müziğe ilham veren Blzans makamlarından kaynaklanmaktadır.

Buna karşılık Anadolu türküleri (yani Türkleri), mistik değil, yaşamla iç içe geçmiş yapıtlardır. Karacaoğlan’da Torosların nefes kesen güzelliği, ak topuklu gelinlerin sevdasına karışmıştır. Pir Sultan, Dadaloğlu gibi şairler isyan ateşini haykırırlar. Bu yüzden türküler, Osmanlı eserleri gibi mistik ve sembolist değil, sonuna kadar gerçekçi ve doğrudandır. Bu gerçekçilik, Karacaoğlan şiirinde en uç erotik noktalara kadar uzanır.

Cumhuriyetten sonra şarki, türki ayrımının sona ermesi ve ulusal bir müzik formuna yaklaşılması beklenebilirdi. Ama ne yazık ki bu olmadı. Şevki beyle şarkı formunun doruğuna ulaşan bu müzik, 1930’larda daha popüler biçimlere, daha sonra da (bugün fantazi diye adlandırılan) gündelik melodilere dönüştü. Ama nedense Osmanlı’nın halkı ve Türk olanı küçümseme geleneği, yeni kuşaklarda da sürüp gitti. Bazı çevreler, cikletten çıkan maniler düzeyindeki manzumelerle bestelenen şarkıları, en köklü türkülere tercih eder oldular. İstanbul’a üniversite okumaya gelmiş Anadolu çocukları bile, meyhane alemlerinde daha üstün saydıkları bu türü söyler hale geldi.

Neyse ki yeni kuşaklar halkın temelini oluşturan türkü zenginliğinin farkında. Türkülerimiz, yüzyıllardır akan bir nehir gibi içimizi yıkamaya, bizi temizlemeye devam ediyor. Bazen yeraltına iniyor bu nehir. Gözden kayboluyor. Ama bir süre sonra coşkun bir kaynaktan fışkırarak yine yeryüzüne dönüyor.