Geçenlerde bir Avrupa kentinde uluslararası bir toplantıdaydım. Bizim bölgeleri içeren bir harita gösterildi ve çeşitli renklere boyanmış ülkelerdeki karışıklıklar, mücadeleler, etnik ve dinsel kavgalar teker teker anlatıldı. Daha çok Kafkasya ve Ortadoğu’yu kapsayan bu raporda Türkiye de konuşuldu. Konuşmacının elindeki çubuk, haritada beyaz renkle gösterilmiş olan Türkiye’nin üstüne geldi ve şöyle bir yorum yapıldı: “Bütün bu kargaşa içinde Türkiye şaşırtıcı biçimde sakin bir istikrar adası. Yurt dışında eleştiriler duymaya alışmış bir ülkenin mensubu olarak elbette ki bu söz içimi ferahlattı. Tarihi boyunca büyük trajediler yaşamış Türkiye’nin belirli bir istikrara kavuşmuş olduğunun belirtilmesi çok hoşuma gitti. Ama konuşmacının bir sözüne takıldı aklım: “Şaşırtıcı!” Uzmanlar Türkiye’deki istikrarı şaşırtıcı buluyorlardı. Onlar için beklenmedik bir şeydi bu. Acaba Türkiye’deki bu sessizlik 17 Aralık’la mı ilgili diye düşünmeye koyuldum. Çünkü şu anda bütün Türkiye nefesini tutmuş bekliyor: Yaklaşık olarak üç hafta sonra Avrupa devlet başkanları bizimle ilgili kararlarını açıklayacaklar. Bu karar büyük bir ihtimalle bizim kamuoyumuzu da, Avrupa kamuoyunu da rahatlatmaya yönelik olacak. Daha doğrusu, Türkiye’yi Avrupa’ya gireceğine, Avrupa’yı da Türkiye’nin hiçbir zaman alınmayacağına inandıran bir metin ortaya çıkacak. Herkes bunu kendi ülkesine gereken biçimde satacak. İşte o noktadan itibaren Türkiye içindeki çeşitli güçler, kozlarını paylaşmaya başlayacaklar. Şu anda kimse AB’ye girememenin faturasını üstlenmek istemiyor. Herkes, bu tarihi suçlamanın sırtına yıkılmasından endişe ediyor. Bu yüzden çeşitli çevreler suskun, kararlı ve sakin bir biçimde bekliyorlar. Ama 17 Aralık’tan sonra durum değişecek. Bu arada Avrupa’dan da iyi sinyaller gelmiyor. Tarama sürecini kimse “tarama salatası” zannetmesin. Bu süreç AB’nin elinde, istendiği kadar zaman kazandıran bir enstrümana dönüşebilir. Ve her zaman altını çizdiğimiz gibi, Türkiye’ye “özel statü” verilmesi formülü giderek daha çok telaffuz ediliyor. Bana 17 Aralık’tan sonra işimiz biraz zor gibi görünüyor ama gönlüm elbette yanılmış olmayı dilemekte.
