İfrat ve tefritten kurtulamayacağız galiba. Şimdi de Osmanlıcı-Türkçü tartışmasına sürükleniyoruz. Bugünün kavramlarıyla dünü düşünme alışkanlığımız galip geliyor.Sanki Türkiye Cumhuriyeti’nden ve Mustafa Kemal’den yana olmak, Osmanlı’yı karalamayı gerektiriyormuş gibi garip bir ruh hali içindeyiz.Oysa Osmanlı da biziz, Türkiye Cumhuriyeti de.Hepimizin dedesi Osmanlı. Ayrıca unutmayalım ki Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran Mustafa Kemal, İsmet, Kâzım Karabekir, Ali Fuat Paşalar da Osmanlı subaylarıydı.Gazi Mustafa Kemal Paşa, ömrünün en güzel yıllarını, cepheden cepheye koşarak, Osmanlı’nın sınırlarını korumak için insanüstü bir gayretle savaşarak geçirmişti.Çanakkale’de can veren on binlerce yurtsever de, efsanevi 57. alay da Osmanlı’ydı.Osmanlı okullarında yetişmişler, yurdu savunma bilincini ve o müthiş fedakarlık duygusunu Osmanlı toplumu ve terbiyesinden almışlardı.Düşünün ki Nazım Hikmet de Osmanlı’ydı.Bugünlerde büyük bir heyecanla Louis de Bernires’nin “Kanatsız Kuşlar” adlı kitabını okuyorum.Edebi değerini tartışmıyorum ama kitap sürükleyici bir üslupla Osmanlı’nın son dönemlerini, Mustafa Kemal’i, Çanakkale’yi, Kurtuluş Savaşı’nı anlatıyor.Ömrümde bu kadar Türk yanlısı bir kitap okumadım desem yeridir.Bu İngiliz yazar, bize bizden daha çok değer veriyor.Kitapta Batılı devletlerin Osmanlı’yı nasıl parça parça ettiklerini anlatıyor ve bir yerde diyor ki “İmparatorluk ölürken bile bebeğini doğurdu.”Bu bebek Türkiye Cumhuriyeti’dir ve hiç kimse dönüp de kendisini doğuran anaya sövmez.Osmanlı Sarayı’nın asli Türk unsurunu ihmal ettiği, hatta aşağıladığı bilinen bir gerçek.Ama bu durumu, milliyetçilik çağının kavramlarıyla düşünüp de yargılamak doğru olmaz.Bu mantıkla ele alırsanız, Avrupa’nın bütün kraliyet sülalelerinin akraba oluşunu, değişik ülkelerin kendilerine bu sülalelerden kral ve kraliçe ithal etmiş olmalarını, bir Fransız general Bernadotte’un İsveç’e kral yapılmasını, Sırp Bayo Sokoloviç’in üç büyük padişah zamanında Osmanlı’ya vezir oluşunu da kavrayamayız.Bir de bakarsınız Mimar Sinan’ı da reddetmek zorunda kalırız, Barbaros Hayrettin’i, de, İbrahim Müteferrika’yı da. Yapmayın beyler.
