Irak’tan canlı yayın yapan televizyonlar müthiş bilgiler veriyorlar ama savaşı anlamamızı, yüreğimizde hissetmemizi engelliyorlar. Amerikan birliklerine ustaca bir planla eklenen ve “embedded” denilen gazeteciler, propaganda savaşının bir parçası haline dönüştü. Bağdat’ta, Kuveyt’te Amman’da “konuşlanmış” televizyoncular bize, uzak patlamalardan, ölü ve yaralı sayılarından söz ediyorlar. “Üç tank şuradan geçti, beş helikopter buradan uçtu. Bilmem hangi general ne dedi.” Kötü insanlar oldukları için yapmıyorlar bunu; meslekleri böyle. Savaşı kimin kazandığını, hangi cephelerin düştüğünü dakikası dakikasına aktarıyorlar. Ama eksik olan şey, oradaki insanların hikâyesi. Gerçek savaşın ne demek olduğunu sanat anlatabiliyor insanlara. Dün Berlin’de Roman Polanski’nin ünlü Piyanist filmini gördüm. 60 yıl önce geçmiş olaylar için insanlar gözyaşı döküyordu. Film bittiğinde Alman seyircilerin gözleri kıpkırmızıydı. Çünkü bir insan tekinin, acısına tanık olmuşlardı. Filmin başında, Varşova Radyosu’nda piyano çalan, ailesiyle birlikte olağan bir hayat süren genç Szpielman’la tanışıyordu seyirci. Onu kendisine yakın buluyordu. Sonra da bu hayatın yıkılışını izliyor ve olaylar bir yakınının başına gelmiş gibi acı duyuyordu. Aslında, bir başkasının felâketine üzülmemiz bunların bizim de başımıza gelebileceğini hissetmemizle bağlantılı. Bu yüzden savaştaki insanların birer yaratık değil, bizler gibi seven, acı çeken, üzülen insanlar olduğunu anlamamız gerekiyor. Televizyon haberleri bunu hissettiremiyor bize. Özellikle Batı ülkeleri, meydanlarda öfkeli gösteriler yapan, anlamadıkları dilde bir şeyler haykıran, giyimleri, bıyıkları, yüzleri kendilerine benzemeyen bir takım “yaratıklar” seyrediyor ve kendini bunlarla özdeşleştiremiyor. Emin olun; yarın birisi çıkıp Bağdat’ta evi bombalanan bir ailenin başına gelenleri film yapsa, bugünkü soğukkanlı savaş analistleri bile gözyaşı döker. Bunun için İkinci Dünya Savaşı’nı anlamamızda Henrich Böll, Curzio Malaparte, Erich Maria Remaque gibi yazarların rolü çok büyük. Piyanist filmi Alman ordusunun insanlık dışı uygulamalarını ve zulmünü anlatıyor. Filmin sonundaki bir tek Alman subayı hariç hepsi aşağılık birer hayvan. Bu film Alman sinemalarında oynuyor. Ve bittikten sonra yukarıdan aşağıya akan yazıları okuduğunuz zaman Almanların bu filmin yapımına para verdiğini görüyorsunuz. Kendini geçmişten sıyırmak için ödenen bir kefaret bu. Ama görüyorsunuz, işe yarıyor.Kimse bugünkü Almanya’yı 60 yıl önceki olaylardan dolayı suçlamıyor.
