Roman yazmanın birinci kuralı, başka insanların duygularını da anlayabilmektir. Kadın erkek, zengin fakir, yargıç suçlu, iyi kötü demeden toplumun değişik katmanlarında yer alan herkesin psikolojisini kavrayabilmek gerekir. Romancı hiç kimseyi öldürmemiş biri olarak, bir katili de anlayabilmeli bir işkenceciyi de. Bu iş dile kolay geliyor ama gelin görün ki gerçekler her zaman yardımcı olmuyor insana. Mesela ben günlerdir, gecelerdir düşünüyorum ama Türkiye’yi soyan beyefendilerin (!) psikolojisini anlayamıyorum. Böyle bir kişiyi gözümde canlandırmakta zorlanıyorum. Diyelim ki adam etkili bir siyasetçi, yüksek bir bürokrat ya da bir patron! Gün boyu katakulliler çeviriyor, kendisi gibi hırsızlık amacı güden kişilerle görüşüyor, fısıl fısıl konuşarak devleti soyma planlan yapıyor. Sonra da akşam işinden çıkıp evine gidiyor. Onu giderken “İyi akşamlar sayın büyüğüm!” diye uğurluyorlar, evde karısı çocuktan “Hoşgeldin!” diye karşılıyorlar. Acaba böyle bir adam geceleri ne düşünür? Kafasını yastığa koyduğu zaman “Oh ne iyi yaptım. Bugün yine Türkiye’yi milyonlarca dolar kazıkladım!” diye sevinç mi duyar, yoksa böyle şeyleri aklına getirmez mi? Kendisini “hırsız” olarak niteler mi, nitelemez mi? Sonra suç ortaklığı yaptığı koca koca adamlarla birbirlerinin yüzüne nasıl bakarlar? Hırsızlık yaptıklarını bile bile birbirleriyle nasıl konuşurlar?Ucundan kıyısından karıları da durumu anlıyordur bunların. Çünkü birdenbire artan imkanlar, su gibi harcanan paralar, orada burada görülen yüklü banka cüzdanları, ortada bir itiraf olmasa bile durumu anlamaya yeter! O kadınlar ne düşünüyordur acaba? “Oh, benim kocam aslan gibi bir hırsız. Devleri ne güzel soyuyor!” diye övünç mü duyuyordur? Bilemiyorum. Bu insanlan anlayamıyorum. Anlayamadığım bir başka şey de hırsızlıktan elde ettikleri milyon hatta milyar dolarları ne yapacakları? Sayın hırsızların çoğu zaten iyi durumda. İnsanoğlunun ihtiyacı nedir ki? Oturacağı bir ev, bir yazlık, hadi hadi iyi bir araba! Çocukların okulları, belki durumu çok iyiyse yat mat filan. Bunlar için yüz milyonlarca dolar gerekmez ki! İnsanın banka hesabında ne kadar parası olursa olsun yeme-içme ve yaşama kapasitesi belli. Demek ki hırsızlık eylemini büyük bir beceri sayıyorlar. Belki de soydukça kendilerine saygıları artıyordur. Çevrelerindeki saygının arttığı muhakkak. Gün boyunca gördükleri insanlar “Sayın bilmem kim!” diyerek önlerinde eğiliyor. Bu sözün tercümesi şöyle: “Sayın hırsızım! En büyük hırsızım! “Demek ki toplumda itibar kazanmanın en kestirme yolu hırsızlıktan geçiyor. Bir de bu dümeni çevirmeyen saf vatandaşlar var. Bunlar da sayın hırsızların gözünde ömürlerini “enayi” olarak tamamlıyorlar.