Almanya’dan küçük bir uçakla kalkıp da Kızıl Meydan'a inen Alman gencini hatırlarsınız! Bir küçük pırpır uçak, anlı şanlı Sovyetler Birliği'nin radarlarını atlatmış, o çok korkulan güvenlik sistemlerinin beş para etmediğini ispatlamıştı... Dostum Bülent Tanla'ya göre, Selçuk Parsadan Türkiye'deki rejimin kofluğunu ortaya çıkarması bakımından, aynı işlevi gördü. Pırpır uçağıyla Türkiye'nin Kızıl Meydanı'na indi.
***
Parsadan Türk rejiminin ve halkının yumuşak karnını çok iyi bulmuş. İnsanların iki şekilde para verdiğini söylüyor: Ya bir şey umacak ya da korkacaklar! Umarak para kaybetmenin en çarpıcı örneği banker felaketleriydi. Kısa yoldan köşeyi dönmeyi umanlar, ellerinde avuçlarında ne varsa dolandırıcı bankerlere kaptırdılar. Hadi diyelim ki umut sonucu para yitirmek, dünyanın her köşesinde rastlanabilecek bir insani zaaftır. Selçuk Parsadan'ın vurguladığı korku ögesi daha önemli. "Hep paşa kimliği kullanıyorum" diyor. "Çünkü Türk halkı paşalara çok meraklı!" Ve böylece Parsadan, bu ülkedeki sosyal şizofreniyi ortaya çıkarıyor. Tarihi boyunca otorite tarafından ezilmeye alışmış olan halk, elinde silah tutandan çok korkuyor. Bunun için "paşa" sözcüğü, her kilitli kapıyı açmaya yetiyor.
***
Söylendiğine göre Selçuk Parsadan'ın büyük bir ceza alması beklenmiyormuş. Çünkü söylediği jübileleri yapmış. En önemli suçu telefonda başkasının kimliğine bürünmek. Bunun da cezası nedir bilmiyorum. Parsadan olayı Fransa'da geçmiş ünlü bir dolandırıcılık öyküsünü aklıma getirdi. Fransa'nın bir taşra kasabasında, yazlık sinema sahibi olan bir adam Brigitte Bardot başta olmak üzere birçok ünlü oyuncunun katılacağı bir gece düzenlemiş ve biletleri satışa çıkarmış. Elindeki biletlerin ancak yüzde onu gişede satıldıktan sonra, biletlerin bittiğini ilan etmiş ve kalanları karaborsaya sürmüş. Normal fiyatı 10 frank olan biletler karaborsada 1.000 franka kadar yükselmiş ve yüzde doksanı bu fiyatlardan satılmış. Derken, sinema sahibi ne yapsa beğenirsiniz? Tarihi buluşmaya bir hafta kala, artistlerin yoğun programı yüzünden gecenin iptal edildiğini ve herkese bilet paralarının iade edileceğini açıklamış. Doğal olarak, 1.000 franktan bilet alanlar da gişeden bilet karşılığı ödenen 10 frankla yetinmek zorunda kalmışlar. Adam yasalar önünde haklıymış. İşin içinde hiçbir dolandırıcılık yok gibi görünüyormuş.
AYLİN'İN SORUSU
TAM bu yazıyı yazarken kızım Aylin ilginç bir soru sordu: "Peki ama baba" dedi. "Parsadan herkes hakkında konuşuyor da neden Mesut Yılmaz'la ilgili tek cümle etmiyor. Hiçbir ANAP'lıyı dolandırmamış. Neden?" Bence Aylin, sorusunda haklı! Sahi neden?
