Ne kadar mutlu oldum anlatamam. Pazar akşamı Park Orman da eski dostlar bir ses imecesinde buluştu; melodileri köpürterek İstanbul yaz akşamına bir müzik çağlayanının serinliğini taşıdılar. Sezen, Nükhet, Ajda, Erol, Berkant, Mazhar, Melike, Fatih, Fuat, Özkan, Cahit, Bülent, Timur, Engin… burada sayamayacağım kadar çok sayıda müzik dostu. Yetmiş kişilik orkestra Türkiye’nin en önemli müzisyenlerinin ustalığını sergiliyordu: Erdal Kızılçay ve Attila Şereftuğ İsviçre’den kalkıp gelmişlerdi. Sahnede şarkı söylerken geri döndüğümde gözüm hep dost bir yüz görüyordu. Turneleri, plak kayıtlarını, sahne çalışmalarını paylaştığımız dostlar: Attila, Garo, Asım, Beco, Levent, Yusuf Güler, Fatih. Bu yüzlerde otuz yıllık müzik çalışmalarımın kilometre taşlarını izliyordum. Prova sırasında Levent Yüksel konserde saz çalıp çalmayacağımı sordu. “Çalmayacağım” dedim. “O zaman ben çalayım” dedi ve hem Karlı Kayın Ormanı hem de Leylim Ley’e güzel sazı ve güzel sesiyle katkıda bulundu. Yaklaşık iki ay önce Ali Kocatepe aramıştı: İstanbul Gelişim Orkestrası’nın 35′ inci yılı onuruna bir konser düzenlendiğini söylüyordu. Konserin sponsorluğunu Efes Pilsen yapıyordu ve geliri de Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği’ne bırakılacaktı. Acaba ben de katılabilir miydim? Hiç duraksamadan kabul ettim. Çünkü İstanbul Gelişim, bizim hayatımızı zenginleştirmiş, müziğimize katkılarda bulunmuş bir orkestraydı ve oradaki arkadaşlarımla birçok anıyı paylaşıyordum. İyi ki de gelmişim.Hem yıllardır görmediğim dostlarımla aynı sahnede, aynı kuliste buluştum; hem de Park Ormanı dolduran seyirci kitlesinin görkemli coşkusunu hissettim. Konserleri de epey özlemişim doğrusu.Kuliste dostlarla sohbet ettik, hasret giderdik. Uzun zamandır göremediğim Sezen’le sohbet, gurbette sıla hasreti çeken iki hemşerinin karşılaşması gibi dolu doluydu. Bir ara Fuat dedi ki: “Bu gece sahneye çıkan herkes birbirini seviyor!” Çok önemli bir sözdü bu. Fuat haklıydı. Türkiye’nin sert ortamında kıran kırana rekabet içinde olması beklenen onca müzik ustası, ortalama otuz yıllık müzik serüvenlerinde birbirlerini yok etme kavgasına girmemiş, tam tersine sevgi göstermişlerdi. Bizim Timur’la bir ara yaşadığımız çelişki bile çeyrek yüzyılın gölgeli serinliğinde ferahlamıştı artık. Ender rastlanır bir durumdu bu. Hele siyasetin haşin dikenlerinden sonra bu müzik dostluğu, çölde bulunmuş bir vaha gibi etkiliyordu insanı. Kısacası çok hoş bir geceydi.Müzik sanat, bir kez daha insan yüreklerini birleştirmeyi başarmıştı.
