Dünya Değişirken – Zülfü Livaneli
Ramazan Öztürk‘ün “Sessiz Tanık” adlı kitabına göz gezdirirken, nice “sessiz kurban”ı andım.
Kitabın sayfalarına yayılan ve çoğu dünya basınına çıkmış fotoğraflar, çağımızın yüz kızartıcı suçlarının, şiddetin ve acımasızlığın sarsıcı kroniğini oluşturuyor.
Fotoğrafların saptamaya yetişemedeği bir zulüm ve vahşet çağında Manisa’da işkence gören gençleri, Almanya milletvekili Cem Özdemir’le görüştüğü için gözaltına alınan köylüleri, Barış İçin Bir Araya – Çalışma Grubunun “Koçyurdu Köylüleri Ölüm Tehdidi Altında” başlığıyla duyurduğu tehlikeli gelişmeyi ve Abdülmelik Fırat’ın ellerine vurulan kelepçeyi düşündüm.
Hasan Ocak‘ın mezar taşının gözaltına alınışı aklıma geldi.
Yıllar önce Ankara’da Erdal Öz’e ait Sergi Kitabevi’nin ambalaj kağıdını toplayan zihniyetin hala bu ülkeye egemen olduğunu bir kez daha kavradım.
Neyzen Teyfik, insanoğlundan gözünün çok yıldığını anlattığı şiirinde “İstemem fatiha, tek çalmasınlar mezar taşımı” diyordu. Bugün yaşasa herhalde mezar taşının gözaltına alınmamasını dileyecekti.
***
İshak Alaton dostumuz bir mektup göndermiş: “Yunanlılarla dostluk kampanyası iyi de… kendi içimizdeki düşmanlıklara ne zaman sıra gelecek?” diye soruyor.
Dostumuz haklı ama bir gazete köşesinin kapsamı da ancak bu kadarına yetiyor.
Elimizden geldiğince Türkiye’deki hukuk dışı uygulamalara, zulümlere karşı çıkmaya çalışıyor, Gazi Mahallesi kırımından Metin Göktepe cinayetine, Tunceli köylerinden Sivas’taki baskılara kadar her şeyi gündeme getirmeye çabalıyoruz.
Barış, demokrasi ve insan hakları bir bütün.
Hepsini bir arada yürütmek gerekiyor.
Alaton dostumuz haklı olarak; “Abdülmelik Fırat’ı tutuksuz yargılayalım! kampanyası başlatamaz mıyız? Aslan sosyal demokratlar neden bu kadar ürkek?” diye soruyor.
***
Sizlerde gelen mektuplar çığ gibi büyümekte.
Çok vakit almasına rağmen, hepsini tek tek okuduğumuzdan emin olun.
Trabzon Dumlupınar İlkokulu 5 – A sınıfı öğrencilerinin her biri birer resim yapmış ve barışa olan inançlarını müthiş cümlelerle belirtmişler.
En değerli anılarım arasında saklayacağım.
Umutla umutsuzluk arasında sallanan dostlarımız, bu köşenin aciz yazarını, dertleşecekleri, barış ve demokrasi umutlarını paylaşacakları bir dost olarak görüp, içlerini döküyorlar.
Binlerce mektuba cevap verebilme imkanım yok.
Bu yüzden dostlarım beni bağışlasın ve mektuplarının hayatımda çok önemli bir yer tuttuğunu, bana dayanma gücü verdiğini ve bunca değerli insanla aynı görüşleri paylaştığımı bilmenin beni daha da dirençli kıldığını bilsinler.
***
Biz hala dünyayı değiştireceğimize inanıyoruz. Türkiye’yi daha barışçı, daha mutlu, daha demokratik, daha adil ve insanlarının kardeşçe yaşadığı bir toplum haline getirme düşüne sadık kaldık.
Ve bu bazılarının sandığı gibi romantizm değil, gerçekçiliğin ta kendisi.
Ne mutlu ki milyonlarca yurttaşımızla bu düşünceleri paylaşmanın mutluluğunu yaşıyoruz.
