Yazının konusu başlıktaki ünlü opera değil ama yine müzikle ve berberle ilgili. Teşvikiye Camii’nin yanında yıllardır gittiğim berber dostlarım var: Sadettin Bey ve eşi Nebahat Hanım. Dükkân bir yandan eski İstanbul’un mahalle ve esnaf sohbetlerini hatırlatan yumuşak bir atmosferi yansıtıyor bir yandan da olağanüstü bir müzik dinletisi sunuyor. Geçenlerde tıraş boyunca Sarah Vaughn dinledim. Bu müthiş şarkıcının konserlerini hatırladım. Ayrıca orkestra şefi Erol Erdinç dostumdan yıllarca ayrı düşmüştüm. Bu berber dükkânı bizi yeniden bir araya getirdi. Bu yüzden Sevil Berberi operası geldi aklıma.
Sadettin Bey’in anlattığına göre eskiden İtalya’da berberlerde spagetti de pişirilir ve müşterilere sunulurmuş. Berber deyip geçmeyin: Çocukluğumuzdan beri ömrümüzün kim bilir kaç saati, toplam kaç günü berber koltuğunda geçmiştir. Uzun bir insan ömrünün aşağı yukarı 650 bin saat olduğunu düşündüğünüz zaman sorunun önemi daha çok ortaya çıkıyor. Bunun üçte biri olan uykuyu, çocukluk ve hastalıkla geçen yılları çıkardığınız zaman elinizde yaşamak için kala kala birkaç yüz bin saat kalıyor. Hayat boyu elinizde sadece üç yüz bin liranız olsa, bir lira size ne ifade ederse, bir saat de hepimiz için o derece önemli.
Müzik, içinde bulunduğunuz ortamı sihirli dokunuşlarla değiştirme gücüne sahip. Gerçek bir büyü. Aynı mekân, çalınan müzikle cehenneme de dönebilir cennete de. Biz korkunç bir müzik kirliliği içinde yaşadığımız için “önce müziğin bozulduğu” nu göremiyoruz. Oysa bana her şey buna bağlı gibi geliyor. Bana bir halkın sevdiği müziği dinletin, size o ülkenin uyum arayıp aramadığını, huzurlu olup olmadığını hemen söyleyeyim. Bizde müzik, her yerden üzerimize saldıran bir canavar gibi. Son otuz kırk yılda, kulak zarları tornavida gibi seslerle delinmiş ve müzik zevki uyuma değil uyumsuzluğa odaklanmış kuşaklar yetiştirdik. Bu gürültü cehennemine öylesine alışıldı ki şimdi dünyada geçerli olan uyumlu, huzurlu bir müzik ve yumuşak bir ses, ayrık otu gibi kalıyor. Aşk şarkılarımızın müziği savaş narasını, sözleri ise işkenceyi çağrıştırıyor: “Gözün çıksın, toprak alsın. En hafifi “seni çatlatacağım” diye nispet yapıyor. Bu yüzden berberdeki bir saatini olsun nitelikli, sakin ve uyumlu bir müzik dinleyerek geçirmek bile şifa gibi geliyor insana.
