U ülkede üzücü haberler izlemeye alıştık: Toplu kıyımlar, trafikte parça parça olmuş cesetler, intiharlar, kafaları patlatılarak öldürülen mahkumlar, cinayetler, günlük yaşamımızın bir parçası oldu.
Bütün bunlardan bunalan halk, kırk yılda bir sevinecek bir şey buldu mu onu da burnundan getiriyorlar.
Bir futbol zaferi ya da yılbaşı kutlaması gibi masum sevinçler kana bulanıyor.
Geçenlerde milli takımın kazanmasına sevinen bir ilkel yaratık, belinden silahını çekip havaya ateş ederken, 10 yaşındaki masum bir kızcağızı başından vurup öldürmüştü. Karakolda, niye böyle yaptığını soranlara “Tabii milli hislerim gabardı!” cevabını veriyordu.
Birkaç hafta önce, yine bir futbol zaferine sevinen cezaevi müdürü, kendi öz oğlunu vurup öldürdü.
İki gün önce de, kendilerini yeni yılı kutlama şenliğine kaptıran yaratıklar, balkondan meyve alan masum bir kadıncağızı başından vurdular.
AT - AVRAT - SİLAH
Sevincin, böylesine ölümcül dışavurumu hiçbir toplumda görülmemiştir.
Neredeyse, sevindirici haber almaya korkacağız!
Aramızda psikopatlar, katiller, sapıklar, caniler dolaşıyor.
Ne yazık ki sayıları da azımsanacak gibi değil.
Kendisine “Türk erkeği” adını takarak, varoluşunda bir ayrıcalık hisseden yaratık yüzünden korkunç acılar çekiyoruz.
Bu prototipin temel kültürü, “at - avrat - silah” formülünde yüceltilen anlayışa dayanmakta.
At, yerini otomobile bıraktı. (Onu da zaten ıssız bir bozkırda at sürer gibi kullanmıyorlar mı?)
Avrat ve silah tutkusunda hiçbir değişiklik yok.
Bir iki gün önce televizyonda konuşan birisi, “Avrupalı kadınların Türk erkeklerine meraklı oluşlarının sebebi bu!” diye bir şeyler geveliyordu.
Bu asılsız efsaneyi de kendileri yarattılar ve söyleye söyleye inandılar.
Türk erkeklerini, daha çocukluğundan itibaren, sadece cinsel farklılığından dolayı üstün olduğu inancıyla yetiştiren, “Oğlum pipini göster” diye teşhirciliğe alıştıran, misafirlerin yanında en ağır cinsel küfürleri ettirip sonra ağız dolusu kahkahayla gülen ve “Aferin benim oğluma!” diye takdir eden ve böylece çocuğun ruh sağlığını bozan gelenekten başka ne bekleyebilirsiniz.
Sert bakışlı, kaytan bıyıklı ve göğsünün kıllı olmasından başka bir marifeti bulunmayan bir yaratığın kendisini Madam Curie’den ya da Halide Edip’ten üstün sayması, hatta bu kadınları dövme ayrıcalığına sahip olduğuna inanması bu toplumu dinamitliyor.
Sokak kabadayısından milletvekiline, sanatçısından aydınına yayılan bu erkeklik ve kabadayılık tutkusu, Türkiye’yi uygar dünyadan ayıran en büyük etken.
İşin kötüsü; kadınlarımız da bu haksızlığın ve ilkel erkek üstünlüğü masalının üstüne gitmiyor. Neredeyse durumu kabullenmişler. Hatta bazı ünlü kadınlar bu durumu övünerek anlatıyor ve erkeğin kadını dövmeye hakkı olduğunu savunuyorlar.
***
OYSA bu ülkedeki gerçek kahramanlar, bu adamlar arasından çıkmıyor. Televizyonda, Genelkurmay Başkanı’nın ziyaret ettiği Güneydoğu gazilerini seyrettim.
Hepsi temiz ve aydınlık yüzlü gençlerdi.
Görev uğruna ateşin, barutun, ölümün üstüne gitmişler, mayınlarla, roketlerle parçalanmışlar, arkadaşlarının ölümünü izleme dehşetine katlanmışlar, kollarını, bacaklarını yitirmişlerdi.
Ve bu korkunç olaylar, yüzlerindeki insancıl ifadeyi silmeye yetmemişti.
***
SEVİNÇLİ günlerde masum yurttaşları öldürenlerin üzerine gitmiyoruz. Çünkü bilinçaltımızda “Yahu bizim erkeğimiz silah sever. Adamcağız coşmuş, birkaç tane patlatmış! Olmasa iyiydi ama...” diyerek mazur görme eğilimi var.
Ben bu adi katillerin yakalandığı ya da gerekli cezalara çarptırıldığı kanısında değilim.
Olsa olsa “ölüme sebebiyet”ten yargılanıyorlardır.
Oysa bir “meskun mahal”de ateş açmak, istemeden ölüme sebebiyet vermek değil düpedüz cinayettir.
Toplum, medya ve yargı olarak, evinin balkonunda kafası parçalanarak ölen masum insanlarımıza haksızlık ettiğimizi düşünüyoru.
Geçen yıl ünlü olan bir şarkıda “Varsın kıro desinler; çeker vururum seni!” deniyordu.
Çetin Altan’ın, Yaşar Kemal’in, Ahmet Altan’ın, Işık Yurtçu’nun, Eşber Yağmurdereli’nin, Erdal Öz’ün, Şanar Yurdapatan’ın ve daha birçok sağcı - solcu - Müslüman yazarın fikirlerinde suç arayanlar, bu şarkılar konusunda hiçbir şey yapmadılar.
