Aynı anlamda kullandığımız iki kelime var: Siyaset (Arapça) ve politika (Yunanca). Yerine göre ya birini ya ötekini kullanıyoruz ve bunlara aynı anlamları yüklüyoruz. Oysa kelimelerin kökü farklı: Yunanca politika, Aristo’nun kullandığı biçimiyle, şehirde yani “polis”te yönetim açısından olup bitenler anlamına geliyor.Arapça siyaset ise at terbiyesi demek: Seyis ve siyaset kelimeleri akraba. Acaba bu yüzden mi politika, Yunan medeniyeti kökenli Batı’da diyalogla, bizde ise kamçıyla yapılır? Şehirde olup bitenlerle, at terbiyesinin nasıl olup da aynı anlamda kullanılmaya başlandığı ilginç bir soru ama benim niyetim bugün başka.
Adına ister siyaset diyelim ister politika; acaba bu sözcüğü gerçek demokrasilerle aynı anlamda mı kullanıyoruz?Hiç sanmıyorum. Demokratik ülkelerdeki seçmen açısından politika, bu işle uğraşan politikacıdan beklenen hizmet demektir. Nedir bu hizmetler? Daha iyi sağlık sistemi. Daha iyi eğitim olanakları. Çevreyi daha iyi koruma. Ekonomiyi daha iyi yönetme, refahı artırma. İşsizlik sigortaları, emekli maaşları vs. Gelişmiş bir ülkenin seçmeni, seçtiği politikacıdan bunları bekler. Kim seçmeni bu hizmetleri daha iyi yerine getireceğine ikna ederse ona oy verilir.
Gelelim bize. Bizde politikanın temel konuları eğitim, sağlık vs. değildir. Ya nedir? Din, laiklik, Kürt sorunu, baş örtüsü, muhtıra, kimlik, aidiyet, Kemalizm. Son seçimde gördüğümüz gibi politik diskur bu söylemler üzerine oturtulur ve büyük kitleler bu ölçülere göre oy kullanır. Arkasından da gelsin yoksulluk, susuzluktan kokan şehirler, enerji sıkıntıları, dünyada esen rüzgârlardan fena halde etkilenmeye açık, kırılgan bir ekonomi.
Bu durumda suçu siyasilerde değil, iyi bir yönetim talep etmeyen seçmende de aramak gerekmez mi? Son seçimde Marmara bölgesinde yaşayan seçmenlerden kaçı, partilerin depreme karşı programını sordu acaba? Kaç kişi çocuğunu özel okulların fahiş fiyatlarından kurtaracak bir devlet okulları reformu talep etti. Kaç kişi trafik tıkanıklığına çözüm istedi?
İdeoloji tartışmaya bayılıyoruz, siyaseti kişiler bazında bir “TV star show”a çevirmeye teşneyiz ama ne yazık ki hayat böyle ilerlemiyor. İstanbul’u deprem vurduğu zaman Cumhurbaşkanı’nın ismiyle ilgilenmeye pek vakit bulamayacağız gibi geliyor bana. Bilmem yanılıyor muyum?
