Günlerdir UNESCO adına Avrupa başkentlerinde dolaşıyorum ya, bunca iş güç arasında iki elim kanda olsa Türk gazeteleri bulup haberleri izleme ye çalışıyorum. Hani Rus ihtilalcileri için söylenen bir söz vardır: "Zürih'te durmadan çay içip Rusya'yı konuştular" diye... Bizimki de bu hesap! İçerde ya da dışarda olmamız fark etmiyor: Türkiye vazgeçilmez bir tutku!
***
Ruslar dedim de aklıma Dostoyevski'nin Avrupalılara gösterdiği tepki geldi: Büyük yazar feci bir Rusya tutkunu. Avrupa'ya gidiyor, epey geziyor. Almanların yaptığı büyük köprüleri, Fransızların şık lokantalarını, Avrupa'nın Rusya'yla ölçülemeyecek kadar ilerlemiş sanayi düzeyini görüp dertleniyor ve bir gün kendini tutamayıp "ilerledikleri doğru ama" diyor, "Onlar da bizim kadar güzel çay demleyemiyorlar." Yooo, şaka sanmayın! Bu anıyı Dostoyevski'nin kendi kaleminden çıkmış haliyle okuduğum için, şaka olmadığını biliyorum.
REFAH GERİLİMİ TIRMANDIRIYOR
Dışardan izlendiği kadarıyla Türkiye son haftalarda yeni bir döneme girdi. Refah iktidarı, koltuğa yerleşmenin cesaretiyle midir bilinmez, daha bir gözü pek, daha atak hale geldi. Gün geçmiyor ki bir Refahlı bakan ya da yetkili, laiklik ya da Atatürk aleyhine konuşmasın. Bir de buna Erbakan'ın Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı sıfatıyla yaptığı diş geziler eklenince, Refah'ın karşısında olan kesimler çileden çıkmaya başladı. Artık düpedüz bir "asabiyet hali" sezilmekte. Türkiye'nin yüzde 79'u adına "Bu gidişi durduracak" formüller aranıyor. Refah bunu fark etmiyor mu? Bir T.C. bakanının, "Atatürkçüyüm diyenlerin yüzüne tükürülmesini" öğütlemesi hangi akılcı siyasetle açıklanabilir? Türkiye'nin bu derece gerilmesi, tansiyonun yükselmesi işlerine mi geliyor, yoksa kontrolü mü kaçırıyorlar? Ne olursa olsun, Türkiye'nin artan tansiyona fazla dayanamayacağı açık. Yılmaz doğru söylemiş: Yüzde 21'le bir ülkenin rotasını değiştirmek imkansızdır.
BİR DÜŞ GİBİ
İyi ama çare ne? Şu anda Meclis çoğunluğuna dayanan meşru bir hükümet var ve laik cephenin liderler kavgası yüzünden bölük pörçük oluşu, Refah'a bu fırsatı vermiş. Yani bu durumun sorumlusu, Atatürk Türkiye’si prensiplerine inanan yüzde 79'u bir araya getiremeyen siyasetçiler. Madem ki kusur onlarda, çözüm de gene oradan fışkıracak. Bir an gözlerimizi kapatalım ve yarın Ankara'da bir basın toplantısı yapıldığını ve laik ilkelere inanan parti ve milletvekillerinin bir araya gelerek "bu gidişe dur deme" kararı aldıklarını düşleyelim. Ne müthiş bir şey olurdu değil mi? Hem bu iş zor da değil. Refah milletvekilleri dışında, Meclis'teki herkes bu formüle razı olur ama bir küçücük ayrıntı var: Kendisinin genel başkan ve başbakan olması koşuluyla. İşte bu sinek misali mide bulandıran ayrıntıdan bir türlü kurtulamadık. Hani, "Baş ol da soğan başı ol!" diye bir sözümüz var ya, galiba Türk ulusunu en iyi tarif eden deyim bu! Soğan başı olmanın ne çok talibi var! Ve bunlar yüzünden koskoca ülke kilitleniyor.
