Bugünlerde kendi kafasıyla düşünmeyi yeğleyenler büyük bir boşluğa bakıyor gibi. Çünkü 21. yüzyılda bir ideolojiye, bir partiye, bir gruba bağlanma ve taraf olma durumu ortadan kalktı. Bu durum büyük bir boşluk doğurdu. Kime ve neye karşı olduğunuzu biliyorsunuz ama kimin ve neyin yanında olduğunuzu tarif etmeniz çok zor. Çünkü politik hareketler, hangi kutsal düşünceden yola çıkarsa çıksın, masumiyetini kaybetti ve kirlendi. Kiminin eline para bulaştı, kiminin kan, kiminin bin bir türlü entrika. Büyük bir kurtlar sofrasındaki kanlı bölüşümün tarafları kendilerini, masumiyet ve iyi niyet maskesi altında kitlelere kabul ettirmeye çalışıyor. Ama iletişim ve haberleşme dönemi herkesin foyasını o kadar çabuk ortaya çıkarıyor ki söylentilere, hurafelere, ideolojik yalanlara yer kalmıyor. Söylediklerimi biraz daha somutlaştırdığım zaman bana hak vereceğinizi sanıyorum: Çünkü sanıyorum; bu köşeye göz atan insanlar olarak siz de kime karşı olduğunuzu biliyorsunuz ama kiminle birlikte olduğunuz konusunda kuşkularınız var. İsrail’in yaptığı operasyonlarda yüzlerce masumun ölmesine yüreğiniz yanıyor, bu işe karşısınız. Ama Hizbullah’ın yanında da değilsiniz. Bush rejiminin Irak politikasının karşısındasınız. Peki Saddam rejimini mi savunuyorsunuz? Elbette hayır! Filistinlilerin yaşam hakkını savunuyorsunuz ama Hamas ve Hizbullah kaynaklı teröre de karşısınız. Kapitalizmin sömürüsüne ve zulmüne karşı çıkıyorsunuz! Peki kimin yanındasınız?
Bu soruları biraz da bilerek, dünya olaylarıyla ilişkili biçimde sordum. İş Türkiye’ye gelince her şey daha da zorlaşıyor. Günümüzde vicdanlı ve bağımsız kafalı bir insanın, taraf olması çok zor. Çünkü her “taraf”, kendi oyununu en kirli biçimde oynuyor. Bu yüzden hepimiz kime karşı çıktığımızı biliyoruz. Ama kiminle birlikte olduğumuz konusunda kuşkularımız var. Bu da büyük bir boşluk doğuruyor. Boşluktayız!
