Tel dolabı deyip geçmeyin; Bugün Türkiye'yi yöneten insanların hepsi, yaşamlarına tel dolabı ile başlamış lardı.

Hükümeti yönlendirenlerin, eko- nomik kararları alanların, bankalar- da on-line sistemlerine geçenlerin, satelitlerden özel televizyon yayınları yapanların, bilgisayar şirketleri ku- ranların tümü, tel dolabından reçel aşırarak geçirdiler çocukluklarını.

Orta halli Türk evinin değişmez aksesuarı olan tel dolabı, kuytu ve serin mutfaklarda duran ve yıpran- mış çıtaların üstüne gerilmiş kafes te- liyle yiyecekleri koruyan bir dolap olmanın ötesinde bir simgeydi de.

Bu alışkanlıkla, daha sonra her ai- lenin özel tarihinde önemli bir yer tutan soğutucu edinme günlerinde, bu yeni alete "buz dolabı" adını veriverdik.

Aynı mutfaklarda en nemli köşede duran su küplerinin ağzı temiz patis- ka bezlerle korunur ve buradan cez- veyle ya da maşrapayla alınan sular içilirdi.

Uzun kış akşamlarının tek eğlence- si olan Aga ve Philips radyolarda çalınan saz eserlerinin fon müziğini oluşturduğu bu evlerde, çıplak am- puller yanar ve yatak somyalarının gıcırtıları ile su borularının vınıltısı birbirine karışırdı.

Pazar günleri yakılan kazanın kay- nar suyunda, çocuklar derileri yüzü- lene kadar keselenir ve kurna başın- da gözlerine sabun kaçarak ve arası- ra kafalarına hamam tası darbeleri yiyerek geçirdikleri bu temizlenme törenlerini nefretle hatırlayarak, birer su damlası gibi girerlerdi sabun ko- kan patiska çarşafların arasına.

Böyle gecelerin düşleri boldu. Çünkü televizyon ve sinemanın ha- zır düşleri değildi uyku dalgaları ara- sında yansılanan görüntüler.

***

Bugün artık damaklarımız tel do- laptan alınan yan erimiş tereyağının acımtırak tadını unuttu,

Hiç farkında olmadan dünyanın görüp bildiği en hızlı değişimin tanığı olduk hepimiz.

Ellerimizdeki portatif bilgisayarlara yazılarımızı yazıyor ve Amerika'daki otel odasından modemle, bir sani- yede İstanbul merkezine geçiveriyo- ruz.

CD Rom'lar kullanıyoruz. Elimiz- deki uzaktan kumanda aletleriyle te- levizyon kanalları arasında "zap- ping" yaparak dolaşırken, mutlak bir iradenin karşı konulmaz senyörü olma duygusu yayılıyor içimize.

***

Ne var ki böylesine hızlı bir değişi- min travmalarını, şoklarını da yaşı- yoruz.

Bildiğimiz her şey değişiyor. Tek- noloji insan yaşamına ait bilgilerimi- zi yanıltıyor. Yeni insan ilişkileri yara- tıyor.

Dünyayı açıklama çabalarımız ye- rini dünyayı anlama çabalarına bıra- kıyor.

Belki de böylesi daha iyi.