Eğer bir hastalığa doğru teşhis konmazsa, tedavi edilmesi mümkün değildir.

Bir krizin çözümü de olaylara doğru teşhis konmasına bağlıdır.

Acaba, bugün Türkiye gündemini oluşturan Kürt meselesine doğru teşhis koyabiliyor muyuz?

Daha doğrusu tek tek düşünürlerin değil ama yürütmeyi elinde bulunduran siyasi iktidarın teşhisleri doğru mu?

Bu konuda bazı soru işaretleri var:

Uzun zamandan beri yetkili çevreler PKK'nın Nevruz'da bir halk ayaklanması başlatmak istediğini söylüyorlar.

Buna dayanarak bazı yazarlar da, PKK'nın gücünün abartıldığı kadar büyük olmadığını ve birkaç il ve ilçedeki ayaklanmayı, Güneydoğu'yu kaplayan bir isyana dönüştüremediğini yazıyorlar.

Eğer amaç Türkiye çapında bir ayaklanma idiyse, yazılanlar doğru. Ama Abdullah Öcalan'ın Ferit İlsever'le yaptığı ve 2000'e Doğru Dergisi'nde yayınlanan söyleşiden böyle bir anlam çıkmıyor.

Bu söyleşide Öcalan, köylü isyanlarının yenilmeye mahkum olduğunu ve amaçlarının bir topyekün ayaklanma olmadığını belirtiyor ve Şeyh Sait isyanı yenilgisini kanıt olarak gösteriyor.

Bu durumda ya Öcalan'ın söyledikleriyle PKK stratejisi arasında fark var ya da yetkililer gelişmeye yanlış teşhis koyuyorlar.

O halde, 21 Mart'ın önemi nedir?

Kanlı Nevruz olayları gerçekten de bir halk ayaklanmasının başlangıcı değilse, neyi işaret ediyor?

Amaç ne?

Bizce amaç Güneydoğu halkıyla devleti karşı karşıya getirmektir.

Devlet kurşununun neden olduğu her ölüm, meseleyi uluslararası platforma çekecektir.

Çünkü hiçbir devlet kendi yurttaşını imha etmez, edemez.

Eğer bir bölgede imha varsa, orada başka bir halkın varlığı kabul ediliyor demektir.

Bir devletin başka bir halk üzerinde yürüttüğü imha hareketi ise uluslararası platformda tartışmayı ve giderek uluslararası müdahaleyi gerektirir.

Bu açıdan bakıldığında bir çok şey yerli yerine oturuyor.

Bir halk ayaklanması provası olduğu inancı yaygınlaşacak.

Paniğe kapılmış devlet güçleri halkın üzerine ateş açacak ve çarpışmalar dünya gündemine böyle girecek.

Bizce 1992 kanlı Nevruz'unun anlamı budur.

***

Devlet güçlerinin soğukkanlılığı elden bırakmadan halkın can güvenliğine özen göstermesi gerekiyor.

Kendi yurttaşlarının canını korumak, bir devletin başta gelen görevleri arasında.

Sabah'ın şehit verdiği ve güvenlik güçlerinin açtığı ateşle hayatını kaybeden İzzet Kezer bu konuda bir uyarı oluşturmalı.

Ki ölümü boşa gitmesin.