Mikis Theodorakis‘in, geçtiğimiz günlerde Türkiye’ye gelmesi değişik tepkiler doğurdu. Cengiz Çandar ve Hasan Pulur bu ziyareti eleştiren, Theodorakis’i suçlayan yazılar yazdılar. 2 yazının da temelinde, Theodorakis’in dürüst davranmadığı, Yunanistan’da başka Türkiye’de başka konuştu öne sürüyordu. Hasan Pulur Cuma günkü yazısında Theodorakis’i şöyle anlatıyor: “ Bir zamanların komünist milletvekili, sonra Papandreu’nun Türkiye’ye gönderdiği özel temsilci, şimdi Yunanistan’daki merkez sağ hükümetin bakanı Theodorakis… Hani bizde de dönekler vardır ama bu yaşta, bu başta, bu şöhret de, bu kadar döneni de azdır.” Mikis Theodorakis’in Türk-Yunan ilişkilerindeki işlevi üzerine birkaç şey söylemek istiyorum. Ama önce şu “döneklik”ten söz edelim biraz: “Döneklik “bizde çok geçerli bir suçlamadır. Aslında zor günler yaşayan, sarsıntılı dönemlerden geçen, toplumsal barışa kavuşamamış ülkelerin hepsinde geçerlidir. Lenin bile bir kitabına “Dönek Kautsky“ adını vermişti. Ama bu öfke ve bu tepkiler, İtalya, Fransa gibi ülkelerde hafifliyor. İnsanlar yaşamlarının hangi döneminde neyi düşünüyorlarsa onu, üzerlerinde büyük bir baskı duymadan söyleyebiliyorlar. Yunanistan’da da durum böyle. 1990’ın ilk aylarında Atina’ya gitmiştim. Mikis Theodorakis Yeni Demokrasi Partisinden adaylığını açıklamış. Yunanistan’daki tartışmaların odağı halindeydi. Eleştiren çok oldu ama Yunan aydınlarından hiçbiri Theodorakis’e “hain, dönek“ demedi. Hepsi PASOK milletvekili olan Maria Faranduri’nin yorumu ise epeyce ilginçti: “Mikis kocaman bir bebektir. Sanatçı coşkusuyla her şeyi yapar. Hem o bir Yunan tanrısı gibi değil mi? Olympos dağı’ndaki tarlalarınıda ne yapacağı belli olmaz.“ Bu esprili yanıt, hemen hemen bütün Yunan aydınlarının tutumunu özetliyordu. Bu değişikliğin nedenini Mikis’e de sordum. Uzun uzun anlattı. Söyledikleri: Özetlenebilir. Yunanistan’da sosyalist ve PASOK Hükümeti’nin zulüm ve yolsuzlukla dolu çürümüş iradesinden kurtulmak ve bunun için merkez sahadaki en büyük parti ile işbirliği yapmak. Bir de komünizmin Stalin, Cavuşesku, Jivkov gibi diktatörlerin elinde bir baskı mekanizmasına dönüşmüş olması. “Sana dönek diyorlar mı?“ Diye sorduğumda hiç duraksamadan “hayır“ diye yanıtladı. “Ben her zaman inandığım şeyleri yaptım. Bunu biliyorlar. İşkence altında da yılmadım, nazi hapissin dedi. “O zaman Theodorakis’e darbelerden arınmış, Avrupa Topluluğu üyesi bir Yunanistan’da “Komünist olmadığını açıklama“ lüksüne sahip olduğunu söylemiştim. Nasıl olsa komünisler hapsedilmiyordu. Komünist Partisi iktidar ortağıydı. Theodorakis’in ya da herhangi bir kişinin komünist görüşten ayrılması, baskılardan yılmak ve saf değiştirmek diye yorumlanamazdı. Türkiye’deki durumun Yunanistan’a hiç benzemediğini o da biliyordu. Komünistlerin hapsedildiği, ortaokul çocuklarını tutuklandığı, işkencede insanların öldürüldüğü, kitapların ve müziklerin kasetlerini suç delili olarak görüldüğü, tiyatro oyunlarının, filmlerin yasaklandığı bir ülkede Mikis Theodorakis’inki gibi bir davranış aydın onuruna sığmaz. Türk aydınlarını, Batı ve Güney Avrupa aydınlarından farklı davranmak zorunda bırakan şey, herkesin kendini tek tek sorumlu hissetmesi gereken ağır insan hakları ihlalleridir.

TÜRK-YUNAN İLİŞKİLERİ…… Theodorakis‘in kendi ülkesindeki konumunun ötesinde bizi ilgilendiren bir işlevi var: Türk-Yunan ilişkilerindeki aktif rol. Theodorakis 1986 yılında yayınladığımız ortak Plağın altın plak törenine katılmak üzere ilk kez Türkiye’ye geldiğinde, bir Türk-Yunan dostluk derneği oluşturmayı ve iki ülkenin sorunlarına sanatçılar olarak katkıda bulunmayı önermişti. Bu öneri üstüne Ege‘ nin iki kıyısında da komiteler oluşturuldu. Her iki ülkenin de önemli aydınlarını içinde bulunduran komiteler belli bir süre işlevini sürdürdü. Komite üyeleri olarak Mikis Theodorakis’le birlikte Atatürk’ün Selanik’teki evine ve Venizelos heykeline ziyaretler yapıldı. Selanik Belediye Başkanı ve Atina’daki siyasi parti temsilcileri ile toplantılar düzenlendi. Daha sonra Yunan’lı konuklarımız Türkiye geldiler ve dönemin Başbakanı Turgut Özal’ı, Dışişleri Bakanı Mesut Yılmaz’ı, Erdal İnönü’yü ve Süleyman Demirel’i ziyaret ettik. Türk-Yunan ilişkilerindeki görüşlerimizi anlattık. Daha sonra en büyüğü Efes Antik tiyatro olmak üzere Türkiye, Yunanistan ve Avrupa’daki birçok konserle bu mesajı basına ve kitlelere ulaştırmaya çalıştık. Davos sürecinin yarattığı olumlu hava içinde gelişip serpilen bu dostluk havasının, iki halkın ilişkilerine küçük de olsa bir katkısı olduğu inancındayım. Yukarıda özetliyim girişimlerin, Theodorakis’in son ziyaretinden ayıran çok önemli bir fark var: o zamanlar iki komite de hükümetlerden bağımsızdı, siyasi kimlik taşımıyordu. Bağımsız sanatçılar ve aydınlar olarak davranıyorduk. Bugün Türk tarafı gene öyle. Bizlerin durumunda bir değişiklik olmadı. Oysa Theodorakis bu kez Yunan Hükümeti’nin bir Bakanı olarak geliyor. Siyasi bir sorumluluk taşıyor. Türkiye konusunda, Yunan Hükümeti’nin geliştirdiği resmi politikanın uygulayıcılarından biri. Türkiye, Kıbrıs ve Batı Trakya konusundaki çelişkili tutumunu da belki bu siyasi misyon açıklayabilir. Theodorakis’i bu gelişinde görmedim. Toplantılara ve geleceğe ilişkin planlarına, önerilerine, birlikte konser verme isteğine katılmadım. Çünkü bizimki sanatçılar arasi bir dostluk.Hükümet politikaları değil.