Yeni döndüğüm Güneydoğu bölgesindeki yer isimleri bile kadim bir santurdan yayılan mistik bir musiki gibi tınlıyor:Mardin, Midyat, Hasankeyf, Savur, Deyrül Zaferan, Mor Gabriel, Kasımiye, Zinciriye.Hepsi insanda derin Mezopotamya çağrışımları yapıyor.Hele gökyüzüne asılmış gibi duran Mardin kalesinden uçsuz bucaksız Mezopotamya’yı seyrettiğinizde zaman duygusunu tamamen yitiriyorsunuz.İşte şurada kaleyi almak için tırmanan Timurlenk in Moğol ordusu.İşte ovada yürüyen Süryaniler: Nuh tufanından beri boyunlarına astıkları acı bilgeliği taşımaktalar.İşte Artukoğulları, işte Akkoyunlular, işte Karakoyunlular.Kasım, Cihangir, Sıtti Radviye!Biraz ilerde Daryus’un ordulan yeraltına muazzam şehirler inşa etmekte.Gelip geçen her medeniyet, sanki sonunu görmüş, sanki bir gün yitip gideceğini anlamış gibi Mardin taşından kalıcı imzalar atmak istemiş.Taşı yontmuş, gümüşü tel yapıp işlemiş, duvarlara çift başlı kartallar, güvercinler, haçlar, hilaller oymuş.Timur’un korkunç Moğol istilası Mardin kalesini alamamış ama binlerce yıl iç içe yaşamanın yarattığı dostluk atmosferi Mardin’e damgasını vurmuş.Şehre adım atar atmaz güvercinden bir barış anıt açmamız herhalde bu yüzden.

Mardin’de tarih toprak altında yitip gitmiş, medreselerin çoğunun yeri bile kaybolmuş ama sonra masallarda söylendiği gibi “Bir gün bir vali gelmiş şehre;” beş yıldır geceli gündüzlü çabalarla Mardin’in kaderini değiştirmiş. Yüzlerce yıllık eserleri gün ışığına kavuşturmuş, yok olmaktan kurtarmış.Bunca yer gezdim: Mardin valisi Temel Bey ve eşi Sabahat Hanım (Koçaklar) kadar görev yaptığı şehre aşkla bağlanan insanlar görmedim.Eserler arasında bir de Fuat Yağcı Camii’ni anmam gerekiyor.Sevgili dostum Necati Yağcı’nın babası için yaptırdığı bu büyük camide Mardin taşı ve geleneksel mimari öğeleri öylesine bilinçle ve ustalıkla kullanılmış ki sanki o yeni camii, yüzlerce yıldır orada duruyormuş gibi.

Mardin, kıvrak Reyhani müziğiyle, Aluciye yemeğiyle, telkârisiyle, Süryani şarabıyla, kalesiyle kulesiyle bir medeniyetler müzesi.Herkesin, diline “medeniyetler çatışması”nı pelesenk ettiği bu dönemde isterdim ki dünya gelip Mardin’i görsün: Müslüman camilerinin Hıristiyan mimarlarını; birbirlerinin kültürünü yücelten Türkleri, Arapları, Kürtleri, Keldanileri, Süryanileri, Yezidileri tanısın.Herhalde tıpkı benim gibi, düşünce ufukları çok daha açılmış olarak aynlırlardı bu şehirden.Not: Geçen hafta Edirne’deki Osmanlı eserlerinin huzur veren atmosferi, bu hafta Mezopotamya’nın kadim medeniyetleri…Meriç’ten Dicle’ye uzanan kültür yolculuğu.Ne yazık ki bu büyük mutluluklardan sonra görev gereği Strasbourg’dayım.AB yolculuğumuz için daha önce yazdıklarım aynen geçerli.Görüp yaşayacağız.