Size bu yazıyı epey uzaklardan, Tokyo’dan yazıyorum. Birkaç günden beri Uzakdoğu’nun bu ünlü başkentindeyiz. “Yer Demir Gök Bakır” adlı filmimiz burada gösterime giriyor. Filmi dağıtan Paris Eiga yetkilileri, Japon basınıyla görüşmeler yapmamı ve gala gecesinde konuşmamı istediler. Bir filmi vizyona sokarken gösterdikleri özen, Japonların her işe nasıl baktıklarını ortaya koyuyor. Aylardan beri bizimle yazışan, sorular soran, en az elli kere telefon eden şirket yetkilileri, “Yer Demir Gök Bakır “la ve benimle ilgili mükemmel bir dosya hazırlamışlar. Filmi iki kez oynatıp basına göstermişler. Buna bir de başlı başına bir sanat eseri olan Japon harfleriyle hazırlanmış bir film afişi eklerseniz şirketin çabası daha iyi anlaşılır. İki günden beri burada olmama rağmen Tokyo’yu görme fırsatı bulamadım. Çünkü, Türk Hava Yolları’nın yeni Airbus 340’larıyla on iki saat süren mükemmel bir uçuştan sonra Tokyo’ya varır varmaz söyleşiler başladı. Daha önceden faks çekilerek bildirilmiş olan program, on bir değişik gazete ve televizyonla görüşme yapmayı kapsıyor. Gece gündüz farkına ve uçuş yorgunluğuna rağmen ilk görüşme Asahi Şimbun gazetesiyle yapıldı ve arkasından diğer gazeteciler sökün etti. Asahi Şimbun, Japonya’nın en büyük gazetesi ve sekiz milyon tirajı var. Daha sonra dört milyon tirajlı Mainichi Şimbun ve Yomiuri ile ilk günü tamamladık. Japonya’da gazete tirajları çok yüksek. Burada görüşme yapacağımız gazetelerin toplam tirajı 25 milyonu geçiyor. Bu arada gazetecilerin niteliği de çok dikkatimi çekti: Son derece kibar ve saygılı olan muhabirler ve yazarlar kendilerini tanıtıyor, cüzdanlarından çıkardıkları bir kartı takdim ediyor ve arkasından yol yorgunluğuna bakmadan kendileriyle görüştüğüm için teşekkür ediyorlardı. Tabii ben de onlara teşekkür ediyordum. Karşılıklı nezaket sözlerinden sonra soruları başlayınca filmi çok dikkatli olarak izlediklerini ve çok ilgi çekici, derin sorular sorduklarını görüyorum. Belli ki görüşmeye çok iyi hazırlanmışlar. Elimden geldiği kadar cevap veriyorum ve her cümlede gazetecilerin esaslı bir kültür birikimine sahip olduğu anlaşılıyor. Hemen hepsi Japonya hakkında ne düşündüğümü soruyor: Onlara, Türkiye’de Japon kültürünün çok iyi tanındığını, Kawabata, Misima gibi yazarlarını okuduğumuzu, büyük Ozu’nun, Kurasova’nın filmlerini izlediğimizi, No ve Kabuki tiyatrolarına ilgi duyduğumuzu, Hai-Kai’ler çevirdiğimizi söylüyorum. Çok şaşırıp ve seviniyorlar. Türkler’in kendilerine böylesine ilgi duyduğunu bilmediklerini anlıyorum.
Filmi görmüş olan gazetecilerden aldığımız ilk izlenim çok olumlu. Şirket yetkilileri de “Yer Demir Gök Bakır’ın Japon insanına ve Japon sinema anlayışına çok uygun olduğunu ve çok başarı kazanacağını söylüyorlar. Doğrusu bu benim beklediğim bir şey değil. Onca uzak kültürler arasındaki anlayış farkları nasıl giderilir? Yukarıdan aşağı yazılmış olan Japon harfleriyle, alt yazılı değil de yan yazılı olarak sunulan bir Türk filmi, Japonya gibi bir ülkeyi nasıl heyecanlandırıp, Amerikan filmlerine kafa tutabilir, bilmiyorum. Ama ne yalan söyleyeyim böyle tahminleri duymak bile insanın hoşuna gidiyor.
