Biz Türkler, yıllardır “Japon mucizesi” denilen parlak kalkınma modelini izler ve bu modele hafif bir kıskançlıkla hayranlık duyarız. Öyle ya İkinci Dünya Savaşı’nda her şeyini yitirmiş olan bu ülke nasıl tamamlamıştır kalkınmasını da, biz Türkler bunu başaramamışızdır. Herkes bu soruya bir cevap bulmaya uğraşır. Bu cevaplar içinde benim aklıma en çok, Tokyo Büyükelçisi Necati Utkan’ın yorumu yatıyor: Utkan, Japonya’nın İkinci Dünya Savaşı sonuna kadar korkunç bir savaş endüstrisi oluşturduğunu, kendisini vatan için feda eden kamikaze gönüllüleriyle, uçak, gemi, top, tüfek yapımını bir araya getiren bir yapı kurduğunu söylüyor. Savaş sonundaki zorunlu barış ve askerden arındırılma bu ülkeyi ister istemez sivil bir seferberliğin içine sokmuş. Japonlar savaş teknolojisinde geldikleri üstün noktayı ve vatan için seferberlik ruhunu, sivil teknolojilere aktarmışlar. Japonlar’ı kurtaran şey bu zorunlu barış olmuş. Düşünecek olursak aynı kaderi Almanya da paylaştı. İkinci Dünya Savaşı’nda yenilen ve askerden arındırılan Almanya, Hitler döneminin askeri seferberliğini, sivil teknoloji kurmaya aktardı. Böylece çağımızdaki iki mucize, Alman ve Japon mucizeleri, varlıklarını savaşta yenilmiş olmaya borçlular. İnsanın, iyi ki yenilmişler diyesi geliyor. “Galip sayılır bu yolda mağ lup” sözü aklımıza geliyor.
Ne var ki Japonya’nın bu başarısı bir “refah toplumu” yaratmaya yetmemiş. Japon halkı hala çok küçük evlerde oturuyor. Batı tipi tüketime alışık değiller. Elektronik mağazalarında gördüğünüz insanlar, yüksek teknolojiyle oynayan köylülere benziyor. Dünya fiyatlarıyla hiç ilişkisi olmayan bir piyasa düzeni, müthiş bir pahalılığa yol açıyor. Bu çarpıcı fiyatlardan birkaç örnek daha vereyim: Kobe adı verilen özel bifteğin kilosu 1 milyon lira. Manavlar ise mücevherci dükkanları gibi… Başka bir gariplik de satılan sebze ve meyvaların, tornadan çıkmış gibi hep aynı boy oluşu. Elmalar, birbirinin aynı büyüklükte ve renkleri, kokuları aynı… Kuşkonmazlar, bamyalar milimetrik olarak aynı boyda. Bu durum, bizim bu büyük pazara girmememizi engelliyor. Çünkü hiçbir şeyi onların istediği standartta üretemiyoruz. Japonya’ya yaptığımız demir çelik ve domates salçasından oluşan ihracatın rakamı gittikçe düşüyor. Bizden hiç bir şey almıyorlar. En korkunç çelişki ise kiraz konusunda Japonya’da iki kasa kiraz fiyatıyla, Türkiye’de bir Honda otomobil alınabiliyor. Yani göndereceğimiz her iki kasa kiraz, bir Honda’yi karşılayacak. Ne var ki bir türlü onların istediği standartlarda üretip, ambalajlayıp yollayamıyoruz. Dolayısıyla ticaretimiz durmadan açık veriyor.
