Yazılarımı okuyanların bildiği gibi ben kelimeleri çok severim. Bazı kelimelerin ölümüne de çok üzülürüm. (Evet, kelimeler de ölür!) Ama şu olmaz olası “töre” kelimesini duyduğumda tüylerim diken diken oluyor. Ölmesini istiyorum. Oysa kelime kendi başına zararsız, hatta güzel şeyler içermekte. Töre, ak töre, gelenek, adet! Ne var ki bizim ona yüklediğimiz anlam korkutucu, utanç verici. Gazetelerde “töre” kelimesini gördüğümüzde aklımıza hemen cinayetler, ailelerinin kararıyla öldürülen genç kızlar, dayak yiyen kadınlar, kan davaları geliyor. Baksanıza Ankara Tabip Odası’nın sempozyumunda, Türkiye’deki kadınların yüzde 58’inin dayak yediği belirtilmiş. Bu resmi sayıymış ama gerçek bunun çok üzerindeymiş. Dövülen kadınların çoğu bunu itiraf edemiyor, kendine yediremiyor ya da evliliğini sona erdirmeyi göze alamıyor. Bir herif-i nâşerif’in dayağını yiye yiye yaşamaya devam ediyor. Sonra da buna “Töremiz böyle!” diye kılıf uydurulmaya çalışılıyor. Bence Türkiye’de kadınların temel sorunu başını açmak ya da kapamak değil; dayaktan, cinayetten, cinsel tacizden, aşağılanmaktan kurtulabilmek. Ama baksanıza buna bile erkekler karar veriyor. Erkekler yıllardır, Türk kadınlarının başını açarak mı, yoksa kapayarak mı daha mutlu olacağını konuşuyorlar. Kararı da onlar verecekler. Töreye uymak ilk bakışta kulağa iyi bir şey gibi geliyor. Töre ve gelenek gibi kelimelerin bizi geçmişe bağlayan, yerli kılan, atalarımızla aramızda bağ kuran bir tınısı var. Ama bir de şöyle bir diyalog düşünün: “Ben atalarımın gelenekleriyle iftihar ederim.” “Geleneğiniz ne?” “Yamyamlık!” Biliyoruz ki yamyamlık geleneğine sahip bazı kabileler var. Ama bu kötü bir gelenek. Demek ki geleneklerin ve törelerin de iyisi ve kötüsü var. Bu kelimeleri kullanarak işin içinden sıyrılmamız mümkün değil. İşlediğimiz suçları “gelenek ve töre” parantezine alarak mazur göstermeye çalışamayız. Türkiye’de de törelerimizin çoğu kötü, ilkel, yanlış. Hele kadınlara ilişkin olanları iyice sakat. Geleneklerin yaşadığı yörelerde kadınlara takılan adlara bakın: “Eksik etek”, “kaşık düşmanı”, “kan ayaklı”, “saçı uzun, aklı kısa” vs. Kendimize haksızlık etmemek için şunu da belirtelim: dünyanın her yerinde kadına şiddet uygulanıyor. Hatta kendilerine “çağdaş” sıfatı yakıştırılan Amerika ve Avrupa’da da durum böyle. Ama oralarda hiç olmazsa bunun bir suç olduğu kabul ediliyor; töre mazeretinin arkasına sığınılamıyor. Böyle bir şeyin “töre” olabileceği kabul edilmiyor. Belki bizim de işe buradan başlamamız gerekmekte.
